"Öyle bir er yürür ki, attığı her adım vatan toprağına düşen bir damla kandır; gidişi mirası, vedası destan olur."
KİMLİĞİ VE ÇELİK İRADE
Uşak’ın kalbinden doğan ve alın teriyle onur kazanan bir isimdi: Şehit Alaattin Gündüz. Henüz 23 bahar görmüş, ancak imanı dağları aşmış gencecik bir fidandı. Mesleği, memleketinin dokuma tezgahlarında çalışmak, rızkını emeğiyle kazanmaktı. O bir işçiydi, fakat asıl kimliği, sıradan bir hayatın ötesinde, Ülkücü İşler Derneği’nin Uşak Şubesi’nde yüreğini adadığı ideallere olan sarsılmaz bağlılığıydı. O, yorulmaz bir erdi, büyük bir davanın neferiydi.
BEKLENEN MİRAS VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Alaattin Gündüz, sadece cephede savaşan değil, yuvasını koruyan bir kahramandı. Evliydi ve o zorlu 1978 günlerinde, hayatının en büyük müjdesini bekliyordu. Eşi hamileydi, bir evlat dünyaya getireceklerdi. Yeni bir hayatın müjdesi, Alaattin’in fedakârlık yeminini daha da güçlendiriyor; ülkü uğruna verdiği mücadelenin, doğacak neslin aydınlık geleceği için olduğunu biliyordu.
O SON SABAH, O SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 02 Ekim 1978’i gösterdiğinde, Uşak karanlık bir sabaha uyanmıştı. Eşi doğum için hastanede yatmaktaydı. Alaattin, evden ayrılırken kalbinde sadece eşine ve doğacak evladına duyduğu tarifsiz sevgi vardı. Sabah erkenden evinden çıktı. Bu, eşine ve ailesine doğru attığı sevgi dolu bir adım değil, ne yazık ki, kendi kaderine ve sonsuzluğa doğru attığı son, kutsal yürüyüş olacaktı.
SİLAHLARIN GÖLGESİNDE BİR DİRENİŞ
Evden ayrılalı henüz yarım saat olmuştu. Hayatın ve umudun kapısı olan hastaneye sadece 200-300 metre kala, hainliğin ve alçaklığın kurduğu karanlık bir pusu onu bekliyordu. Dokuz komünist köpeğin kurduğu alçakça tuzağın ortasında tek başına kaldı.
Geri çekilmek, vazgeçmek yoktu. Alaattin, vatanına ve davasına olan adanmışlığıyla dimdik durdu. Sayısız namludan fışkıran mermi yağmuru altında, o yiğit bedene tam yirmi yedi kurşun isabet etti. Bir yiğidin, dokuz pusuya karşı verdiği o son, şanlı direniş anı, tarihin sayfalarına kanla yazıldı. O gencecik kahraman, kendi canı pahasına dahi olsa eğilmedi, dünyaya aydınlık verecek biricik ışığına (hastaneye) ulaşamadan, kaldırılmaya dahi fırsat kalmadan, oracıkta şehadet şerbetini içti.
SONSUZ MİRAS VE BAŞLANGIÇ
Alaattin’in bedeni o gün, Uşak toprağına bir tohum gibi düştü; ama ruhu ve mirası sonsuzluğa yürüdü. Babalarının kahramanlık destanından kısa bir süre sonra, bekledikleri o evlat dünyaya geldi. Yetim büyüyen bu evlada, babasının adı verildi: Alaattin.
Böylece, 23 yıllık bir ömür, ülküye adanmış bir can, sadece bir kayıp değil; hem yeni bir neslin hem de sonsuza dek sürecek bir onurun adı oldu. 02 Ekim 1978, bir bitiş değil, şehidin adıyla yeniden başlayan bir başlangıç günüdür.
"Bazı ölümler veda değil, binlerce nesle isim koyan, bitmeyen bir başlangıçtır."