"BAZI YİĞİTLER, YİRMİ YILLIK KISA ÖMÜRLERİNİN TÜM CESARETİNİ, MİLLETE ADANMIŞ TEK BİR ANA SIĞDIRMAK İÇİN DÜNYAYA GELİR."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, Çorum’un Bayat İlçesi’ne bağlı Toyhane Köyü’nden yükselen, pırıl pırıl bir gençti. Adı Ahmet Atıcı. Tarihin en zorlu kavgasına, gençliğinin en güzel çağında, henüz 20 yaşındayken gönül vermiş bir öğrenciydi. İmam Hatip Lisesi sıralarında oturuyor olsa da, kalbi ve ruhu, milletinin geleceği için çırpınan Ülkücü mücadelenin saflarındaydı. Ahmet, kuru bir görev adamı değil; davasının neferi olmanın hazzını, yani adanmışlığın kutlu coşkusunu yaşayan bir yiğitti.
BİR NEFERİN SÖNMEYEN IŞIĞI
Takvimler 1979 yılını gösterdiğinde, Çorum coğrafyası karanlık ve tehlikeli bir çatışmanın ortasındaydı. Genç Ahmet, bu tehlikenin bilincinde olarak yaşamaktaydı. O, duruşunu temsil eden bayrağın düşmemesi için, sırtını hiçbir zaman dönmeyecekti. Omuzlarına aldığı bu kutlu sorumluluk, onu her an bir imtihanın eşiğinde tutuyordu.
16 MAYIS 1979: SON GÖREV
16 Mayıs 1979 Çarşamba günü, Çorum’da sıradan başlayan o gün, Ahmet Atıcı için bir kahramanlık destanının yazıldığı son perde olacaktı. Bir ülküdaşını görmek üzere Çorum Lisesi’ne gitmişti. Ancak okulun önü, kahramanlığın bedelinin ödeneceği pusu noktasına dönüşmüştü.
Ahmet, kalabalık bir düşman güruhuyla karşı karşıya kaldı. Devrimci solcu-komünistlerden oluşan bu grup, genç bir öğrenciye karşı vahşice saldırmaktaydı. Sayıları çoktu, ancak Ahmet’in ruhundaki iman ve cesaret tek başınaydı. Düşman, şiddetle saldırdı ve ülküdaşımızı yaraladı.
YARALI BEDENİN SON DURUŞU
Yaralıydı ama teslim olmayı reddetti. O an, Ahmet için hayatının en büyük kararıydı: düşmanın eline düşmektense, onurunu kurtarmak pahasına o ateş çemberinden sıyrılmak. Aldığı yaralara rağmen, düşmana sırt çevirip kaçmak yerine, teslimiyet zincirlerini kırmak için son bir depar attı.
Bu, bir geri çekilme değil, fedakârlığın son eylemiydi. Caddeler, onun onurlu kaçış yolu değil, takdir edilen kaderinin kavuşma noktası oldu. Canını kurtarmaya çalışırken, o zorlu kaçış anında yoldan geçen bir kamyonun altında kaldı. Ahmet Atıcı, düşmanın eliyle değil, düşmanın sebep olduğu zorlu bir kaza ile, o uğruna mücadele ettiği toprağa, 20 yaşındayken şehit olarak düştü.
O’nun hayatı, sadece yirmi yıla sığmış bir biyografi değil; zor zamanlarda davasına canı pahasına sadık kalmanın, onuru için son nefesine kadar mücadele etmenin destansı bir örneği oldu.
"O, 20 YILLIK ÖMRÜYLE DEĞİL, O KISA ÖMRÜNÜ BÜTÜNLEŞTİRDİĞİ O SON, ONURLU MÜCADELE ANIYLA EBEDİYETE YÜRÜMÜŞTÜR."