"Bazı hayatlar, sadece bir dava için atılan adımlarla ölçülür; Mustafa Özarslan'ın adı, bir destanın başlangıcıydı."
ADI VE YEMİNİ
O, yalnızca bir isimden ibaret değildi; o, bir inancın, çetin bir davanın bayrağını omuzlayan bir ruhtu. Takvimler, onu "ÜLKÜCÜ ŞEHİT MUSTAFA ÖZARSLAN" olarak kaydetti. Bu unvan, sıradan bir biyografik bilgi değil, çalkantılı bir döneme adanmış, en ağır bedel ödenerek ispatlanmış bir yemin belgesiydi. Onun kimliği, makamıyla veya zenginliğiyle değil, uğruna canını verdiği ideallerle yazılmıştır.
BİLİNMEYENİN GÖLGESİNDE BİR DİRENİŞ
Mustafa Özarslan’ın nerede doğduğu, hayatının hangi cephesinde ne iş yaptığı, hangi mesleği icra ettiği belki de bilinmezliğin perdeleri ardında saklı kaldı. O, kendini tarihe kişisel bir detayla değil, verdiği son nefesle yazdığı için; bu bilinmezlik, aksine, onun fedakârlığını daha da yüceltir. O, memleketin herhangi bir köşesinden çıkmış, kimliği davasının önünde erimiş isimsiz bir kahramandı. Onun için önemli olan ne doğum yeriydi ne de dünyevi mesleği; onun yegâne mesleği, inandığı değerlere bekçilik etmekti.
AMASYA'DA YÜKSELEN SON KARAR
Türkiye Cumhuriyeti'nin en karanlık, en karmaşık yıllarından biri olan 1979'da, Mustafa Özarslan için yolun sonu, yeşilin ve tarihin şehri AMASYA oldu. Amasya, onun için bir durak değil, bir hesaplaşma meydanıydı. Orada, ülkülerin sınandığı o zorlu dönemde, geri çekilmek yerine daha da ileri atılmayı seçti. O, sadece bir şehirde bulunmuyordu; o, mücadelenin tam ortasında, göğsünü siper ederek duruyordu.
30 EYLÜL 1979: ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Kader anı, 30 EYLÜL 1979 günü geldi çattı.
O gün yaşananlar, çatışmanın sebebi, son sözleri ve son direnişinin ayrıntıları, tarihin sisli bir boşluğunda gizlidir. Olay Günü’ne dair tutulmuş kayıtlar eksiktir; ne tür bir tehlikeyle yüzleştiği, hangi hain pusunun onu bulduğu bilgisi metinlerde suskun kalmıştır. Fakat bu sessizlik, Mustafa Özarslan’ın kararlılığının en büyük şahididir. O, o karanlık günü, bir kahramanın geri adım atmadan yürüdüğü son yol olarak karşıladı. Detayları bilmesek de, o anın bir teslimiyet değil, bir başkaldırı ve adanmışlık eylemi olduğunu biliyoruz. O, 30 Eylül'de Amasya topraklarında, değerleri uğruna en kutsal bedeli ödedi.
ŞEHADETİN SONSUZ YANKISI
Mustafa Özarslan, kanıyla mühürlediği davasına son nefer olarak düşerken, ardında ne maddi bir miras ne de makam bıraktı; bıraktığı tek şey, zamana meydan okuyan bir cesaret destanıydı. O, yirmi yaşın fidanıysa bile, elli yaşın bilgeliğiyle durmuş, inancını canıyla tasdik etmiştir.
"Takvimler tarihi kaydetti ama ruhu, vatanın ebedi hafızasına yazıldı. Mustafa Özarslan, adanmışlığın bedelidir ve bedeller, asla unutulmaz."