"Bazı adamlar, hayatın en sade köşesinde dururken, gök kubbeyi çatlatacak bir onurla sessizce dik dururlar. Nurettin Eskici o adamlardan biriydi."
BİR EMEKÇİNİN ADI VE KÖKÜ
Ordu’nun Fatsa ilçesinin derin köklerinde, Sarıyakup Köyü’nde doğmuştu. O, Anadolu toprağının sadeliğini ve alın terinin kutsallığını üzerinde taşıyan 36 yaşında bir emekçiydi. Ülkücü Şehit Nurettin Eskici, hayatını namusuyla, çalışarak kazanan bir işçiydi. Onun kimliği, makamlarla değil, ekmeğini kazanırken gösterdiği dürüstlük ve vatanına duyduğu sarsılmaz sevgiyle tanımlanıyordu. O, 1980 yılının çalkantılı rüzgârları altında, sadece bir işçi değil, inandığı değerlerin son siperiydi.
TEHDİTLERE BOYUN EĞMEYEN DURUŞ
Fatsa ilçesi, Çamaş Bucağı ve Sarıyakup Köyü civarında karanlık bir gölge dolaşmaktaydı. Dev-Yol militanları, zorbalıkla kurdukları korku imparatorluğunu, hür ve onurlu vicdanların üzerinde baskı kurarak genişletmeye çalışıyordu. Ancak Nurettin Eskici, baskı karşısında eğilmektense, bir dağ gibi dimdik durmayı seçti. O, tehditlerin en şiddetlisine maruz kalmasına rağmen, ne davasından ne de onurundan zerre taviz verdi. Onun bu kararlılığı, karanlığın yüzüne inen ilk tokattı. O, boyun eğmeyen duruşuyla, zorbanın karşısında bir ulusun iradesini temsil ediyordu.
MUKADDES VEDA VE SON ADIM
Tarih 30 Eylül 1980’i gösterdiğinde, Nurettin Eskici son bir kutsal görevi yerine getiriyordu: Kaynını, mukaddes Hac yolculuğuna uğurladı. Hayatının en masum ve en dindar anlarını tamamlamış, gönül huzuruyla yuvasına geri dönüyordu. Bu, bir yiğidin kendi kaderine doğru attığı son adımlar dizisiydi. O, arkasında bıraktığı bereketli dualardan habersiz, Fatsa’nın o vefalı topraklarında yürüdüğünü zannederken, aslında altı haydutun kurduğu bir pusunun ortasına doğru ilerlemekteydi.
ŞEHADETİN DESTANSI ANI
O karanlık gün, pusu kurulmuştu. Sayıları altı olan Dev-Yol militanları, tek başına, silahsız ve yalnızca vicdanının gücüyle ayakta duran Nurettin Eskici’yi hedef aldı. Bir yiğide karşı altı zorba… Bu, bir mücadele değil, bir infazdı. Nurettin Eskici, hain kurşunların yaylım ateşi altında kaldı. O an, bir işçinin hayatı son bulmadı; bir onur abidesi, bir kahramanlık destanı mühürlendi.
30 Eylül 1980’de, Nurettin Eskici bedeniyle vatan toprağına düşerken, geride bıraktığı ruhu, korkuya teslim olmayı reddeden her yüreğe miras kaldı. O, sadece bir can vermedi; zulme karşı direnişin en yüksek bedelini ödediğini ilan etti.
"Nurettin Eskici’nin hikâyesi, bir tarihe sığmaz. Onun şehadeti; tehditler karşısında eğilmeyen, ekmeğini namusuyla kazanan ve sadece inancı uğruna canını veren her Türk evladının yüreğine kazınmış, ebedi bir onur nişanıdır."