"Bazı hayatlar, karanlığın üzerine ekmek kokusu sinmiş bir mühürdür; sıradan bir adamın, sıradışı bir duruş sergilediği andır."
EKMEK VE YÜREK
Adı, sıradanlığın perdesi ardında gizlenmiş bir cesaretin simgesiydi: Hanefi Tunç. O, Bursa’nın alın teri kokan sokaklarında, emeğiyle geçinen bir esnaftı, bir fırıncı. Elleri un kokan bu yiğit adam, çoluk çocuğunun rızkını alın teriyle kazanmanın onurunu taşıyor, günlük hayatın zorluklarına karşı inancından aldığı güçle dimdik duruyordu. O, davasına adanmış, sessizliğin içindeki büyük duruşun yılmaz bir ülküdaşıydı.
İNANÇ VE ZORLU ÇATIŞMA
Takvimler 29 Eylül 1978'e yaklaşırken, memleketin üzerine çöken ideolojik gerilim, Hanefi Tunç’un çalıştığı fırınlara kadar sızmıştı. O günlerde, DİSK (Devrimci İşçiler Sendikası Konfederasyonu) bünyesindeki Gıda-İş Sendikası, hayatın akışını bozmak üzere grev ilan etmişti. Hanefi Tunç, inancına ve milletinin değerlerine ters düşen bu dayatmaya karşı sessiz kalamazdı. Fırınının kapısında, sendika yetkilileriyle sadece iş değil, bir varoluş mücadelesi verdi. O anlar, sıradan bir tartışma değil, iki farklı dünyanın, hakikat ile zorbalığın çarpışmasıydı.
TEHDİTLERİN GÖLGESİNDE EĞİLMEYEN BAŞ
Hanefi Tunç’un karşısında duranlar, sözü değil, şiddeti kendilerine ilke edinmişti. Komünist sendikacılar, haklı duruşunun karşısına tehditleri bir kalkan gibi çıkardılar. O anlarda, Hanefi Tunç’un hayatı apaçık bir tehlike çemberine girdi. Ancak bir fırıncı, ekmeğini çiğnetmediği gibi, inancını da ayaklar altına aldırmadı. O, tehditlere rağmen duruşundan taviz vermedi. Bilirdi ki, geri çekildiği an, davasının ruhu lekelenecekti. O tehditler, artık onun değil, bir kahramanın üzerine düşen gölgeydi.
SON ADIM: EBEDİYETE UZANAN YOLCULUK
Gün, o karanlık 29 Eylül 1978 gecesine devrildi. Hanefi Tunç, o günün tüm ağırlığını kalbinde taşıyarak, ekmek kokan fırınını son kez kapattı. Evine, ailesine doğru yola çıktı. Ama bilmeden, kaderinin, ebedi bir makama giden yolu adımlıyordu.
Karanlık ve hain bir pusu onu bekliyordu. Şiddeti prensip edinenlerin planladığı alçakça bir suikast. Bolu plakalı bir araç, sadece hızla değil, kinle ve nefretle bir silaha dönüştü. O eğilmez baş, ideolojik düşmanlığın namertliğiyle karşılaştı. Hanefi Tunç, mücadeleden değil, bir tekerlek altında ezilerek düştü.
O gaddarca ve alçakça eylemle, bir baba, bir esnaf susturulmak istendi; ancak o an, o soğuk Bursa gecesinde, Hanefi Tunç şehadet mertebesine yükselerek bir milletin vicdanına kazındı. Katiller, vicdanları karanlık olsa da, hemen tespit edildiler; zira bu destanın son fırıncısının fedakarlığını gölgelemeye güçleri yetmedi.
"29 Eylül'ün soğuk asfaltında son bulan yolculuk, aslında bir milletin vicdanında ebediyete uzanan kahramanlık destanının başlangıcı olmuştur."