"Işığın yandığı yerde karanlık pusuda bekler. Ramazan Akarsu, öğrencileri için yaktığı fenerin bedelini canıyla ödedi."
BİLDİĞİ YOL VE SİLİNMEZ İZLER
Ordu’nun Ünye ilçesi, Tepeköy’de yankılanan bir sesin sahibiydi o. Adı Ramazan Akarsu. 35 yıllık kısa ama anlam dolu ömrüne, evlatları, eşi ve adanmış bir misyon sığdırmıştı. O, sadece yaşayan bir insan değil, toprağına, inancına ve milletine duyduğu sevdanın bayrağını taşıyan bir Ülkücüydü. Kendi yuvasında bıraktığı iki evladı vardı, ancak kucaklamaya çalıştığı ailesi çok daha büyüktü: Türkiye’nin geleceği.
MANDIRA’NIN IŞIK BEKÇİSİ
Ramazan Akarsu’nun mesleği sadece bir görev tanımı değildi; o, cephesiydi. Mandıra İlkokulu’nun kurucusu ve müdürü olarak görev yapıyordu. O karanlık yıllarda, Fatsa’nın zorlu coğrafyasında, bir okul kurmak, sadece taş ve harçla bina yükseltmek değil; cehalete, kutuplaşmaya ve ideolojik kine karşı bir fener yakmaktı. O, Mandıra’da her gün sadece müdür olarak değil, geleceğin umutlarını koruyan bir siper neferi olarak duruyordu. İnandığı değerlerin peşinde, tebeşir tozundan farksız bir saflıkla, ilim ve irfanı yaymaya adanmıştı.
EĞİTİMİN SİPERİ VE KARARLI YÜRÜYÜŞ
Yıl 1980'di. Ülkenin kaderinin ateş çemberinde sınandığı, fikirlerin kurşunla çözülmeye çalışıldığı o çetin zamanlarda, Fatsa kaynayan bir kazan gibiydi. Ramazan Akarsu, çevresini saran ideolojik düşmanlığı, devrimci solcu komünist militanların tehdidini biliyordu. Bir okul müdürü için en güvenli yer, öğrencilerin korunaklı yuvası olmalıydı. Ancak o, Mandıra İlkokulu'nu bir sığınak değil, savunulması gereken bir mevzi olarak görüyordu. O, geri çekilmedi. 35 yıllık genç ömrüne rağmen, yüreğindeki idealizmle zorluğun üzerine yürüme kararlılığını gösterdi.
29 EYLÜL 1980: SON ADIM
Kaderin yazıldığı gün, 29 Eylül 1980 oldu. Şehit edildiği yer, tesadüfen seçilmiş bir köşe değildi; bizzat Mandıra İlkokulu’nun civarıydı. Ramazan Akarsu, kurduğu ocağın, eğittiği çocukların hemen yanı başında, inandığı değerler uğruna son adımlarını attı.
Ham metin, o anın dehşetini ve detaylarını vermez. Anlatılan sadece şudur: O, devrimci solcu komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. Bu eksiklik, kahramanlığın büyüklüğünü daha da artırır. O, son anında neye baktı? Savunmaya çalıştığı okulun duvarlarına mı? Yoksa geride bıraktığı vatan evlatlarının geleceğine mi? Bilinmezlik, onun o karanlık güce karşı tek başına duruşunun ve fedakârlığının yüceliğini mühürler. Ramazan Akarsu, kurşunlar bedenini delip geçerken bile, öğrencilerine adadığı topraklara düştü ve Mandıra'yı, ebedi bekleme yeri yaptı.
"O, sadece bir öğretmen değil, karanlığa karşı inançla dik duran bir abideydi. Ramazan Akarsu’nun adı, tarihin en şanlı fedakârlık derslerinden biri olarak 29 Eylül 1980 ile birlikte anılmaya devam edecektir."