"Mücadele yolda biter sanırlar; oysa destanlar, son nefesin bile alınamadığı, kutsalın kirletildiği yerde başlar."
KİMLİĞİ VE MİLLİ RUHUN SÖZÜ
Ülkücü Şehit Sami Avcı, Anadolu’nun çetin duruşunun simgesi olan Kahramanmaraş’ın bağrından, davasına adanmış bir nefer olarak doğdu. O, sadece bir birey değil, zorlu bir dönemin çelikleşmiş iradesiydi. Tarih 28 Eylül 1978’i gösterdiğinde, Adana’nın kızıl mücadelesinin en keskin cephelerinden birinde yazılacak, unutulmaz bir destanın sessiz kahramanıydı.
ADANMIŞLIĞIN VE DİRENİŞİN BEDELİ
Sami Avcı, ülkü uğruna verdiği mücadelede ağır bir bedel ödemişti. Bir hafta evvel, düşmanın kurşunlarıyla hedef alınmış, ağır yaralı olarak Adana Numune Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Bu yara, onun davasına olan bağlılığının mühürü, canını siper edişinin ispatıydı. Günler süren yaşam mücadelesinde, vücudu direnç göstermiş, iyileşme yönündeki her gelişme, ailesi ve ülküdaşları için karanlık gökyüzünde parlayan bir umut ışığı olmuştu.
ŞİFA SANILAN YERDE VURULAN UMUT
28 Eylül günü, yürekler bayram yeriydi. Sami Avcı'nın iyileşme yolunda gösterdiği aşama, mücadele arkadaşlarını derin bir sevinçle doldurmuştu. Sanki hayat, kahramanına ikinci bir şans tanımış, o, ölümün pençesinden geri dönmüştü. Ancak, ülküdaşlarının yüzlerindeki bu sevinç, sadece birkaç saat sürecek acımasız bir aldanıştan ibaretti.
ESRARENGİZ KARANLIK VE SON YÜRÜYÜŞ
Birdenbire ve hiçbir mantığa sığmayacak bir şekilde, hastane yetkilileri tarafından Sami Avcı’nın vefat haberi duyuruldu. O, esrarengiz bir şekilde, şifa bulması gereken o odada hayata veda etmişti.
Kahramanlar cephede düşerdi; ancak Sami Avcı, en savunmasız anında, sığındığı yerde hançerlenmişti. O anlar, o son nefesi alış şekli, tarihin kayıtlarına ‘bilinmez’ olarak geçecekti. Ancak bu bilinmezlik, kahramanlığının gölgesi değil, maruz kaldığı ihanetin büyüklüğünün ispatıydı. O, bilinci kapalıyken bile, sadece duruşu yüzünden hedef alınan, ateşe yürüyen bir yiğitti.
İHANETİN RESMİ İLANI VE TARİHİ LEKE
Sami Avcı’nın şehadeti bir sır perdesi arkasında kalamayacaktı. Aynı gün, saat 15.30 sıralarında Adana Valiliği, tarihe geçecek bir basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklama, ulusun vicdanına bir hançer gibi saplandı: Numune Hastanesi'nin Solcu-komünist unsurlar tarafından tamamen ele geçirildiği, ameliyathanelere kadar sızdıkları ve oraları kontrol altına aldıkları resmen itiraf ediliyordu.
Bu açıklama, Sami Avcı’nın neden esrarengiz bir şekilde vefat ettiğinin, nasıl şehit edildiğinin de acımasız bir kanıtıydı. O, düşmana karşı savaşırken değil, ihanetin en derin ve gizli yatağında, bir şifa merkezinin içine sızmış karanlık eller tarafından şehit edilmişti.
SONSUZLUĞA UĞURLANIŞ
Netice, yiğit ülküdaşımız Sami Avcı’nın hastane yatağında, düşmanın hain saldırısıyla şehit edilmesiydi. Onun bedeni, büyük bir ihtiramla memleketine, Kahramanmaraş’ın kutsal topraklarına doğru yola çıkarıldı. Geride kalanlar ise, sadece bir kaybın acısını değil, kutsal mekanların dahi kirletilebildiği, kahramanların en güvende sandığı yerde dahi vurulabildiği acı bir gerçeğin yükünü taşıyacaklardı.
"Bir kahraman, ancak canını aldığı yerde değil, ideallerine ihanet edilen yerde şehit düşer. 28 Eylül, bir yaranın kapanmadığı, ihanetin resmiyet kazandığı gündür."