"Tarih, bazı genç hayatların sadece birer tarih değil, inandıkları uğruna ateşin üzerine yürüdükleri destanlar olduğunu yazar."
MİLLETİN YÜKSEK OKULUNDAN YÜREĞİN OCAĞINA
Bir tohum gibi Çankırı’nın Orta ilçesi, Elmalık köyünde yeşermişti. Adı Yusuf Tanık’tı. 25 yıllık kısa ömrüne, yalnızca bir öğrencinin heyecanını değil, bir liderin kararlılığını sığdırmıştı. O, İstanbul Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu’nun Makine Bölümü’nde son sınıf öğrencisiydi; parlak bir geleceğin eşiğinde, kalemiyle vatanına hizmet etmeye hazırdı. Ancak onun rüyası, sadece çarklar ve makineler üzerine kurulu değildi; o, aynı zamanda Kahramanmaraş Göksun Ülkü Ocakları’nın kurucularındandı. Diplomasını almadan çok önce, ülkücü hareketin ocağında bir kutup yıldızı olmayı seçmişti. Onun için okul sıraları, aynı zamanda birer cihad meydanıydı.
BİR YİĞİDİN YOLU: 1976 SONBAHARI
Takvimler 28 Eylül 1976’yı gösterdiğinde, İstanbul’un üzerinde puslu bir gerilim hâkimdi. Bu topraklar, artık ne ilmin ne de ticaretin huzurlu merkeziydi; her köşe başında bir inanç mücadelesi yaşanıyordu. Yusuf Tanık, bu mücadelenin tam ortasında, sırtında ne ağır bir yük taşıdığını biliyordu. O gün, sadece kendi hayatının değil, yoldaşlarının onurunun da hesabını vermek üzere bir araya gelmişlerdi.
UĞRUNDA DÜŞÜLEN AND VE SON FORUM
Fedakârlık ateşi, başka bir yiğidin şehadetiyle yakılmıştı. Üç gün önce Şişli Hürriyet-i Ebediye Caddesi'nde vurulan ve Şişli Çocuk Hastanesi’nde kurtarılamayan Ülküdaşları Hüseyin Büyükkoz’un acısı, tüm camianın yüreğini dağlıyordu. Yusuf ve arkadaşları, acılarına rağmen korkuya teslim olmadılar. Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu’nda bir araya gelerek, şehitleri için dua ettiler, bir forum düzenleyerek bu karanlık olayları protesto ettiler. Sessiz kalmayı reddeden bu yiğitler, boykot kararı alarak okullarından topluca ayrıldılar. Bu ayrılış, sadece bir okuldan çıkış değil, adeta bir yemin tazeleme eylemiydi.
YÜREĞİN ÇARPIŞTIĞI AN
Saat sabah 09.40’ı gösterdiğinde, protesto yürüyüşleri Şişli yönüne ilerlerken, okulun hemen yanındaki otobüs durağında kader onları bekliyordu. İdeolojik düşmanlıkların keskinleştiği o anlarda, komünist militanlarla karşı karşıya geldiler. Geri çekilmek, Yusuf Tanık’ın lügatinde yazılı değildi. İnandığı değerleri korumak için, silahsız da olsa, yüreğiyle bir kalkan oluşturdu. Karşılıklı çıkan silahlı çatışmada, Yusuf Tanık, bir öğrenci olarak değil, vatanının bekçisi olarak cepheye yürüdü.
O an, kütüphanede bitirilmesi gereken tezler, laboratuvarlarda yapılan deneyler silindi; geriye sadece kahramanlık ve fedakârlık kaldı. Yusuf Tanık, bu çetin çatışmanın sonucunda, 25 yaşının baharında toprağa düşerek şehit edildi. Onunla omuz omuza yürüyen iki arkadaşı daha yaralandı; ancak Yusuf, inancının en büyük bedelini ödedi.
SON YOLCULUK: VAPURLA ANADOLU’YA
Yusuf’un bedeni, yoldaşları tarafından morgdan alınarak, destansı bir son yolculuğa uğurlandı. Sirkeci Vapuru, sadece bir deniz aracı değil, bir kahramanın aziz naaşını Asya kıyısına, Harem’e taşıyan kutsal bir gemi oldu. Oradan otobüsle Ankara’ya, sonra da doğduğu topraklara, Çankırı’ya doğru yolculuğa devam etti.
Kahramanmaraş’ta ocağını kurduğu idealin sancağı, nihayet Çankırı Orta ilçesi Elmalı köyünde, doğduğu toprağın şefkatli kucağında ebedi istirahatgâhına ulaştı. Yusuf Tanık, okulunu bitirip geleceğini kuramasa da, adını tarihin ve inancın altın sayfalarına bir şehit olarak yazdırmış, fani bedeniyle ölümsüzlüğü kazanmıştı.
"Yusuf Tanık; Makine mühendisliği diplomasını almadan, vatan aşkından yazılmış ebedi bir destanın adını alarak, 25 yaşında bir sembol oldu. Onun son adımı, bir milletin cesaret manifestosudur."