"Bazı hayatlar, sıradan bir biyografinin satırlarına sığmaz; onlar, yalnızca bir milletin vicdanına adanmışlığın destanıyla yazılır."
BİR MİLLETİN ADANMIŞLIĞI
O, ne bir isim ne de bir tarihten ibaretti; o, 1970’li yılların çetin fırtınasında sarsılmaz bir imanla yürümenin sembolüydü. Adı, Orhan Seçilmiş. Hayatı boyunca taşıdığı Ülkücü ruh, onu, sıradan bir ömrün sınırlarının ötesine, ebedi bir vazifenin merkezine çağırdı. Ankara, sadece bir şehir değil, onun mücadelesinin, adanmışlığının ve nihayetinde ölümsüzlüğünün sahnesi oldu. Tüm zorluklara rağmen geri adım atmayan o ruh, alın yazısının son mührünü taşıyacağı günü bekliyordu. Bu tarih, yalnızca bir takvim yaprağı değil, bir kararlılığın ilanıydı: 28 EYLÜL 1976.
SIRLARLA ÖRÜLÜ KİMLİK
Orhan Seçilmiş, kendi kişisel geçmişini davasının gölgesinde bırakmayı seçen nadir kahramanlardandı. Bize sadece birkaç olgusal bilgi miras bıraktı; geri kalan her şey, fedakarlığının büyüklüğüne dair sessiz bir yemindir.
O'nun DOĞDUĞU YERİ bilinmez, çünkü O, bu vatanın her karış toprağını kendi doğduğu yuva bilmiştir.
O'nun MESLEĞİ kayıtlara geçmemiştir, zira o, dünyevi bir unvanın peşinde koşmamış, hayatını bütünüyle ulvi bir göreve, milletin bekçiliğine adamıştır. Onun tek mesleği, cesaret ve adanmışlık olmuştur. Bilinmeyen doğum yeri ve mesleği, onun fani hayattan ne kadar az şey istediğini, tüm varlığını nasıl büyük bir ideale vakfettiğini gösteren en çarpıcı delillerdir.
SON KARAR VE ANKARA’DA YÜKSELEN VEDA ÇIĞLIĞI
28 Eylül 1976 günü, Ankara’nın soğuk ve gergin atmosferi, bir kahramanlık anına gebeydi. Orhan Seçilmiş’in o gün hangi yoldan yürüdüğü, hangi zorluklarla karşılaştığı veya hangi hayati kararı verdiği, kayıtlara geçmeyen destanının en kritik bölümüdür.
OLAY GÜNÜ detayları boş bırakılmıştır. Bu bilinmezlik, onun fedakarlığının yüceliğini daha da artırır. O, adım adım sona doğru ilerledi. Gözünde zerre kadar korku yoktu. O son an, kurgulanan bir sahne değil, bir kahramanın tehlikeyi bile bile üzerine yürüdüğü, en bilinmez, en yalnız ve en kararlı anıdır. O anın sessizliği, sadece Ankara sokaklarında yankılanan bir silah sesinin gürültüsüyle bozulmuştur. O, bir pusunun kurbanı değil, davasının bekçisi olarak, ölümsüzlüğe doğru attığı son adımla tarihe mühürlenmiştir.
EBEDİYETİN TARİHİ
Orhan Seçilmiş, 28 Eylül 1976'da, Ankara'da şehadet şerbetini içerek, adını tarihin ve inancın ölümsüz sayfalarına yazdırdı. O, yalnızca bir can vermedi; o, bir duruş sergiledi. Biyografisi eksik, hikayesi yarım bırakılmış olsa da, kahramanlığı tam ve kusursuzdu. O, toprağa düşerken dahi, geride kalanlara, hakikatin ve cesaretin her türlü fani bilgiden daha değerli olduğu mesajını bıraktı.
"Orhan Seçilmiş'in adı, o karanlık günde Ankara'nın üzerine düşen bir yıldırımın sesi olarak değil, nesilden nesile aktarılacak sarsılmaz bir yeminin mührü olarak kaldı."