"Kimi hayatlar kısa sürer, ama taşıdığı sancağın gölgesi nesiller boyu sürecek olan ebedi bir duruşa dönüşür."
KAHRAMANMARAŞ’IN YÜREĞİNDEN YÜKSELEN YEMİN
1952 yılı, Kahramanmaraş’ın kadim topraklarında, Andırın ilçesine bağlı Rifatiye Köyü’nde, vatan toprağına adanmış bir fidan olarak dünyaya geldi: Mustafa Karaosmanoğlu. O, sadece bir köylü çocuğu değildi; geleceğin tohumlarını taşıyan bir neslin temsilcisiydi. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Andırın’ın çetin coğrafyasında, ilk ve ortaokul sıralarında geçirdi. Bilgiyi, cesaretin kılavuzu olarak görerek, lise eğitimini Kahramanmaraş Lisesi’nde tamamladı.
İDEALLERİN MÜHENDİSİ: ADANMIŞ BİR ÖĞRENCİLİK
Mustafa Karaosmanoğlu, kalemini ve fikrini ülkesine hizmet etmeye adamış bir öğrenciydi. Teknik zekâsını ve vatan sevgisini birleştirmek üzere Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’ne girdi. Büyük bir azimle, gelecekte ülkenin kalkınmasına omuz verecek bir mühendis adayı olarak, mezuniyetine yalnızca bir adım kala, son sınıfta okuyordu. Ancak o yıllar, sadece ders kitaplarının değil, aynı zamanda ülkenin geleceği uğruna verilen çetin ideolojik mücadelenin de okunduğu bir dönemdi. O, laboratuvarlardan ve çizim masalarından gelen çağrıya kulak asmak yerine, inandığı değerlerin saflarında yer almayı seçmişti.
ADANA CEPHE HATTI VE KARANLIĞA YÜRÜYÜŞ
Takvimler 28 Eylül 1978’i gösterdiğinde, Çukurova’nın sıcak ve gergin kenti Adana, bir kahramanlık destanına tanıklık etmek üzereydi. Mustafa Karaosmanoğlu, devrimci solcu komünist militanlar tarafından kurulan hain bir pusunun hedefi oldu. Bu, açık bir meydan muharebesi değil, karanlık bir tuzaktı.
Silah sesleri Adana sokaklarında yankılanırken, ülküdaşımız amansız bir çapraz ateşin tam ortasında kaldı. O, geri çekilmek yerine, inancının ve davasının bedelini ödemeye kararlıydı. Aldığı kurşun yaraları ağırdı; vücudu yara alırken dahi, ruhu eğilmedi. O an, sadece kendi hayatını değil, inandığı bütün değerleri savunuyordu.
HASTANE YATAĞINDA SON NEFES VE EBEDİ ŞAHADET
Vücudu, hain kurşunların açtığı yaralarla ağırlaşmış vaziyette hastaneye kaldırıldı. Tıbbın bütün imkânları seferber edildi, ancak Mustafa Karaosmanoğlu’nun aldığı yaralar, fedakârlığının ne denli büyük olduğunun da kanıtıydı. O’nun bedeni, gösterilen tüm insanüstü çabalara rağmen kurtarılamadı.
28 Eylül 1978 günü, henüz makine mühendisi diplomasını alıp ülkesine hizmet edemeden, Mustafa Karaosmanoğlu, Adana’da şehadet mertebesine erişti. O, sadece pusuya düşen bir öğrenci değildi; karanlık bir devrin zorlu koşullarında, gelecek nesillerin hür ve bağımsız yaşaması uğruna canını feda eden, davasının ölümsüz bayraktarıydı.
"Unutma; kurşunlar bedeni durdurabilir, ama bir ülkücünün inançla attığı son adım, çağları aşan bir destana dönüşür."