"Bazı yiğitler, sadece bir ömür yaşamaz; vatanın geleceğine tohum olurlar. Mehmet Ali Mutlu da, ömrünü bu kutsal topraklara adayan destansı bir fedakârlığın adıdır."
KİMLİĞİ VE BİRİKTİRDİKLERİ
Adana’nın Kozan ilçesinden, Kıbrıslar Köyü’nün derin ve bereketli topraklarından fışkıran bir yiğitlikti onun varlığı. Adı, Mehmet Ali Mutlu. Takvimler 1979 yılının o karanlık Eylülü’nü gösterdiğinde, gençliğinin baharında, ömrünün en bereketli çağında, henüz yirmi sekiz yaşındaydı. O, sadece bir birey değil; bir ailenin reisi, bir yuvayı ayakta tutan çınar ağacıydı. Evliydi ve ardında sadece hatıra değil, henüz hayatın anlamını bile tam çözememiş, savunmasız üç kutsal emanet bıraktı. En büyük kızı altı yaşındaydı, oğlu üç, en küçüğü ise kundağında, sadece dört aylıktı. Bu üç küçük can, onun tüm mücadelesinin ve adanmışlığının somut kanıtıydı.
ALIN TERİ VE VURULAN YUVA
Mehmet Ali, vatanına ve ailesine olan sadakatini her gün akıttığı alın teriyle gösteren bir işçiydi. Adana Güney Sanayi Fabrikası’nın çarkları dönerken, o da tezgâhının başında duruşundan asla taviz vermeden rızkını kazanıyordu. Mitatpaşa Mahallesi’ndeki yeni yuvası, onun geleceğe dair kurduğu en büyük yemindi. Eşine ve çocuklarına daha iyi bir hayat sunabilmek için emekle, ilmek ilmek ördüğü o ev, onun en büyük hayaliydi. Her mesai bitimi, sadece bir eve dönüş değil, o yuvada bekleyenlerin umutlarına doğru atılan kutsal bir adımdı. O, ailesi için kurban edilen her saniyenin, vatana hizmet sayılacağına inanan bir kahramandı.
SON AKŞAM MESAİSİ
Takvimler 27 Eylül 1979’u gösterdiğinde, Mehmet Ali Mutlu, Adana Güney Sanayi Fabrikası'nın kapısından son kez çıktı. Günün yorgunluğunu, ailesine kavuşma arzusuyla hafifleterek adımlarını attı. Denizli Mahallesi’nden geçiyordu; kalbinde, küçük evlatlarına götüreceği ekmeğin ve onlara vereceği sevginin sıcaklığı vardı. Geriye dönüp baktığında, sıradan görünen bu yürüyüş, aslında onun ebediyete doğru attığı son, bilinçli adımlar olacaktı.
KADERİN AYRILIK NOKTASI VE SON KURŞUNLAR
O akşam, Barbaros İlkokulu’nun önü, bir kahramanlık meydanına dönüştü. Mehmet Ali, evine ulaşmak üzereyken, ideolojilerinin kölesi olmuş üç gözü dönmüş caninin, devrimci solcu-komünist militanın kurduğu pusuyla karşılaştı. Karşısında sadece üç kişi değil, milletinin birliğini hedef alan karanlık bir zihniyet duruyordu.
Tek başına, geri çekilmek yerine, inandığı değerlerin son neferi olarak duruşunu bozmadı. O an, göğsünde taşıdığı ülkü, yuvasına duyduğu sevgiyle birleşti. Caniler, Mehmet Ali’nin cesaretini ve duruşundaki kararlılığı görünce alçakça silahlarına davrandılar. Henüz hayatının baharında olan, eşine ve üç küçük çocuğuna hasret kalan bu büyük adam, kalleş kurşunlarla hedef alındı. Karanlık, aydınlığa saldırmıştı.
O an, Mehmet Ali Mutlu düştü. Ancak düşerken dahi, bir işçinin alın terinden ve bir babanın sevgisinden yoğrulmuş olan o ruh, vatanın müdafaası uğruna yazılan destanların en şanlı sayfasına mühürlendi. O, 27 Eylül 1979 günü, sadece bedenen şehit oldu; ruhu ise Adana’nın Denizli Mahallesi’nden Mitatpaşa’daki yuvasına, sonsuz bir fedakârlık ve hürriyet yadigârı olarak geri döndü.
"Mehmet Ali Mutlu, bedeniyle toprağa düştü; ancak ruhu, geride bıraktığı altı yaşındaki kızının ve dört aylık bebeğinin geleceğinde sarsılmaz bir kale oldu. O, ölmedi; sadece, vatan nöbetini ebediyete taşıdı."