"Bazı insanlar tarihe sadece yaşadıkları ile değil, uğruna ölmeyi seçtikleri yüksek ideallerle yazılırlar. Halil Hilmi Sakarya, o yazının en parlak satırıdır."
ANADOLU'NUN YÜREĞİNDEN YÜKSELEN SES
Yıl 1978. Memleketin üzerine kara bulutların çöktüğü, kutlu davanın neferlerinin en ağır bedelleri ödediği zorlu bir zamandı. Bu destanın kahramanı Halil Hilmi Sakarya, Edirne’nin Havsa ilçesine bağlı Naipyusuf Köyü’nün toprağından fışkırmış, Anadolu irfanını ruhunda taşıyan 28 yaşında bir fidandı. Onun hayatı, sadece yaşanacak bir ömür değil, uğruna adanacak bir vazife olarak belirlenmişti.
GÖZYAŞINI SİLEN IŞIK: ÖĞRETMEN VE LİDER
O, İstanbul’un karmaşık sokaklarında, Balat semtinde bir ışık kaynağıydı. Mesleği, gelecek nesilleri şekillendirmek, onlara sadece harfleri değil, ahlakı ve vatan sevgisini de aşılamaktı. Balat Hakkı Us İlkokulunda tebeşir tutan elleri, aynı zamanda ülkücü davanın sancağını da taşıyordu. O, sadece bir öğretmen değil, aynı zamanda o fırtınalı dönemin kritik bir lideriydi; İstanbul ÜLKÜ-BİR Derneğinin başkanlığını yapıyordu. Bu çetin görev, onu cephenin en önüne koymuştu. Halil Hilmi Sakarya, davası ile öğrencileri arasında adeta çelikten bir köprü kurmuştu.
ZAMANI DURDURAN VUSLAT: 27 EYLÜL 1978
27 Eylül 1978 Çarşamba günü, kaderin o karanlık öğle saatine doğru ilerliyordu. Saatler 12.30’u gösterdiğinde, öğretmenlik görevini bitirip okuldan ayrıldı. Aklında sadece, küçük bir alışveriş için Kiremitçiler Caddesi’ne uğramak vardı. Oysa ki, o an attığı her adım, artık bir caddede yürünen sıradan bir yolculuk değil, ebediyete doğru atılan son, kararlı bir yürüyüştü.
İSTANBUL SOKAKLARINDAKİ KAHRAMANLIK YEMİNİ
Külhan Sokağı, o gün bir kahramanlık yemininin sessiz tanığı oldu. Takip ediliyordu. Davasının büyüklüğü ve duruşunun sarsılmazlığı, onu hedef tahtasına koymuştu. Peşine düşenler, alçakça bir pusu kurmuşlardı. Sayıları iki veya üçtü; cesaretleri ise, çalıntı plakalı bir otomobilin ardına saklanacak kadar küçüktü.
O an, sokak ortasında patlayan silah sesleri, sadece havayı değil, o dönemin kirli siyasetini de yırttı. Halil Hilmi Sakarya, komünist militanların kahpe kurşunlarıyla hedef alındı.
Ağır yaralandı. Ancak bir idealin adamı için, ağır yaralanmak, düşmanın ruhuna korku salan son bir direnişten farksızdır. O, davasına olan sadakatini kanıyla mühürledi. 28 yaşındaki bu yiğit ülküdaşımız, bu hain pusu sonucu şehadete yürüdü.
HİÇ SÖNMEYECEK KOR: EBEDİ İSTİRAHAT
Halil Hilmi Sakarya’nın bedeni Balat sokaklarında kalmış olabilir, ama ruhu, uğruna mücadele ettiği davanın sembolü olarak göklere yükseldi. O, artık sadece bir öğretmen değil, karanlık bir çağda adını cesaretle kazıyan bir şehitti. Cenazesi, doğduğu toprakların, Edirne-Havsa’nın Naipyusuf Köyü’nün şefkatli kollarına, ebedi istirahatgâhına emanet edildi.
O, 27 Eylül 1978'de düştü; ancak düşüşü, toprağa ekilen bir tohum oldu.
"Bazı yenilgiler, kahramanlıkların en büyük zaferidir. Halil Hilmi Sakarya’nın kanı, 1978’in karanlığını aydınlatan meşale olmuştur."