"Bazı ruhlar, yirmi yıllık ömürlerine bir milletin onurunu sığdırır ve en karanlık günlerde bile inancın fenerini taşır."
KİMLİĞİ: YİRMİ YAŞINDAKİ IŞIK
27 Eylül 1979’un puslu şafağında, adını kahramanlık destanına altın harflerle yazdıracak olan bir yiğidin öyküsüdür bu. O, Şehit ALİ SONKAYNAR’dı. Ordu’nun Fatsa ilçesinde doğmuştu; ancak hayatını sadece doğduğu topraklara değil, tüm bir milletin geleceğine adamıştı. Henüz yirmi bahar görmüş olan bu genç adam, Fatsa’nın ücra bir köşesi olan Yassıtaş Köyü’nde İmam Hatip Öğretmenliği yapıyordu. Kendi küçük dünyasında, karanlığa karşı bilginin ve inancın ışığını yayan bir meşaleydi.
MÜCADELE ATEŞİNİN MERKEZİ
1979 Türkiyesi’nde, Fatsa’nın adı karanlık bir mücadelenin simgesi haline gelmişti. Bölgede, kanun ve nizama meydan okuyan, komünist militanların kurduğu yasa dışı bir gölge devlet hüküm sürüyordu. Kendi ‘halk mahkemeleri’ ile adaleti değil, zulmü dağıtıyorlardı. Bu zorbalık ve baskı çemberinin tam ortasında, Ali SONKAYNAR, ideallerinden zerre taviz vermeden görevine devam etti. O, sadece bir öğretmen değil, aynı zamanda milleti ve inancı uğruna direnen bir Ülkücü neferdi. Tehlikeyi bilerek, her gün hayatını ortaya koyarak, karanlık gölgenin içine doğru yürüdü.
O SON GÜZERGÂH: VAZGEÇİŞİN REDDİ
27 Eylül günü, Ali SONKAYNAR, Fatsa’dan, adanmışlık yemini ettiği köyüne doğru yola çıkmıştı. Bu, sadece fiziki bir yolculuk değil, aynı zamanda bir kahramanın yazgısına doğru attığı son adımlardı. Minibüs, komünist militanlar tarafından durdurulduğunda, Ali SONKAYNAR’ın ismi zaten ölüm listelerinde işaretlenmişti.
Geri çekilmeyi, vazgeçmeyi ya da biat etmeyi reddeden bu genç adam, zorla minibüsten indirilerek hainlerin sorgu çemberine çekildi.
ÇELİKLEŞEN DURUŞ VE EBEDİ ŞEHADET
Sorgu anları, sadece bir ifade alma işlemi değil, Ali SONKAYNAR’ın çelikleşmiş inancını kırma girişimiydi. Kendisini esir alanlar, ona işkence yaparak sadece bedenini değil, ruhunu da teslim almaya çalıştılar. Ancak Ali, yirmi yıllık ömrünün her anında taşıdığı Ülkücü kimliğini, çektiği en ağır acı karşısında bile satmadı. O, zalimlerin karşısında eğilmemenin, susmamanın ve davasından dönmemenin destansı örneğini yazdı.
Direnişi, cellatların korkaklığını tetikledi. Onlar, bir genci susturmak için en alçak yönteme başvurdular. Sorgunun ve işkencenin ardından, vicdansızca kurşunlanarak infaz edildi.
27 Eylül 1979’da Ordu toprakları, bir yiğidin kanıyla sulandı. Ali SONKAYNAR, hain ve şerefsizce bir saldırının kurbanı olsa da, o an sadece bedenen düştü; ruhu ve adanmışlığı ise sonsuzluğa yükseldi. O, hayatını adadığı değerler uğruna, yirmi yaşında şehitlik mertebesine erişti ve mücadelesiyle tüm ülküdaşlarının kalbine bir direniş yemini olarak kazındı.
"Ali Sonkaynar, sadece yirmi yıllık ömrüyle değil, o karanlık yolda attığı son adımla, vatan toprağının onur defterine silinmez bir kahramanlık mührü vurmuştur."