"Alın teri vatan için dökülen her işçi, sırtında sadece rızkını değil, milletinin onurunu da taşır. Ekrem Manav da işte o onurun son nöbetçisiydi."
ADANMIŞLIĞIN KİMLİĞİ VE BİR İŞÇİNİN YEMİNİ
Tarih, nice sessiz kahramanı bağrında saklar. Denizli’nin kadim topraklarında doğan EKREM MANAV da, sıradanlığın perdesi ardına gizlenmiş, fakat ruhu çelikten bir iradeyle örülmüş bir isimdi. O, sadece evli bir aile babası ve bir işçiydi; alın teriyle helal kazancını temin eden, sade bir yaşamın neferiydi. Fakat O, aynı zamanda Ülkücü İşçiler Derneği Denizli Şubesi’nin yılmaz bir üyesiydi. Bu kimlik, onun vatanın geleceği uğruna, sessizce, cephede en önde durmayı seçtiğinin ilanıydı. Onun mesleği ‘İşçi’ idi; ama davası, bu toprağın tapusu üzerindeki en çetin kavgaydı.
O KARANLIK GÜN: PUSU VE SİNSİ İHANET
Takvimler 26 EYLÜL 1979’u gösteriyordu. O gün, diğer binlerce gün gibi sona ermişti. Ekrem Manav, özel bir kuruluşta çalışmış olmanın yorgunluğuyla, huzur bulacağı İlbadi Mahallesindeki evine doğru yola çıkmıştı. İşte tam o anda, alçaklığın en sinsi planı devreye girdi. Yüz yüze gelmekten, mertçe mücadele etmekten aciz olanlar; Moskof Dölleri, pusuyu seçmişlerdi. Karanlığın içinde, kızıl ideolojilerinin remzi olan iğrenç maskelerle yüzlerini gizleyen iki komünist, vatanın en fedakâr evladına kalleşçe ateş açtılar.
VURGUN ANININ ÇELİKLEŞEN RUHU
Vücuduna saplanan kurşunlar, Ekrem Manav’ı yere yığdı. Ağır yaralanmıştı, ancak ruhu dimdik ayakta duruyordu. Hainler, kurşunların gücüyle bir ülkücüyü susturabileceklerini sanıyorlardı. Fakat onlar, o anki acının, bu kahramanın ruhundaki vatan aşkını söndüremeyeceğini bilmiyorlardı. Yaralı ülküdaşımız, Denizli Devlet Hastanesine kaldırıldı. Kurşun darbeleri ağırdı, ama henüz son söz söylenmemişti.
SON DARBE: İHANETİN SOĞUK İHMALİ
Ekrem Manav, hastaneye ulaştığında, hayatının kurtarılacağı son kaleye sığınmış olmalıydı. Ancak kader, ona kurşundan daha soğuk ve acı bir ihaneti hazırlamıştı. O kutsal çatının altında dahi, Moskofun uşakları sinsice beklemedeydi. Kanının durdurulması, hayatının kurtarılması gereken dakikalarda, kızıl mahfilin uşakları olan personel ve doktorlar, görevlerini ve vicdanlarını ideolojiye kurban ettiler.
Yaralı kahramanımız, her geçen saniye kan kaybederken, umutla beklediği el uzatılmadı. İlgisizlik, en keskin kurşundan daha ölümcül bir silah oldu. Ekrem Manav’ı şehadete taşıyan, sadece hainlerin tetiği değil; merhametsizliğin, ideolojik nefretin ve görev ihmalinin oluşturduğu soğuk bir duvar oldu.
26 EYLÜL 1979: ŞEHADETİN DESTANI
Ekrem Manav, kurşunlara rağmen yaşama tutunmaya çalıştı, ancak kızıl ihanetin ilgisizliği karşısında yenildi. Denizli Devlet Hastanesinde, 26 EYLÜL 1979 tarihinde, bir işçi, vatan davasına olan bağlılığı yüzünden, hem pusuda hem de masada şehit oldu. O, cephede kalleşlikle, hastanede vicdansızlıkla yüzleşen ve bu iki büyük ihanet karşısında dahi duruşunu bozmayan bir kahraman olarak tarihe adını yazdırdı.
"Kurşun yarası değil, ihanetin ilgisizliği öldürdü onu. Ancak adanmışlığın destanı kanla değil, ruhla yazılır ve Ekrem Manav’ın adı, işçi cübbesinin altında parlayan bir meşale olarak daima yanacaktır."