"Bazı ruhlar, bilgelik ateşini yakmak için değil, o ateşte yanmak için yaratılmıştır. Onun kürsüsü, milletin geleceğiydi; kefeni ise, adanmışlığın onurudur."
I. TOPRAĞIN VEDASI VE YEMİNİN BAŞLANGICI
Şanlıurfa’nın kadim ruhu Siverek’te, sade bir hayatın içinde parlayacak olan o yiğit, Fehmi Kasanoğlu, dünyaya gözlerini açtı. Babasının kalaycılık yaparak sağladığı geçim, ona emeğin ve dürüstlüğün değerini en erken yaşta öğretti. O, sadece bir meslek edinmek için değil, ülkülerini büyütmek için yola çıktı. Siverek Gazipaşa İlkokulu’ndan ve Merkez Ortaokulu’ndan aldığı eğitimi, Gaziantep Erkek Öğretmen Okulu’na taşıdı. İşte bu ocakta, ruhuna nakşedilen milli bilinçle tanıştı ve ülkücü oldu; o an, kendisini sadece ders vermeye değil, bir milletin davasına adamıştı.
II. MÜCADELE SAHASI VE ATEŞLE SINANAN HİZMET
Karuk köyünde stajyerlik yaparak başlayan bu kutsal görev, ilk tayini olan Siverek Türközü İlkokulu ile perçinlendi. Ancak Fehmi Öğretmen’in hizmet ateşi yükseldikçe, ihanetin gölgesi de ağırlaşmaya başladı. 1976 yılında, ailesinin huzur yuvası alçakça bombalandı. Fakat o yıl, aynı zamanda hayat arkadaşıyla birleşerek imanıyla direndiğini gösterdi. Urfa’ya tayini çıktı, vazifesi artık sadece sınıfla sınırlı değildi; o, ÜGd Başkanlığına, ardından ÜLKÜ-Bir Başkanlığına getirilerek ülkücü hareketin bayrağını en ön saflarda taşıdı.
İki evlat babası oldu; bir yandan yeni nesli yetiştiriyor, diğer yandan da destansı mücadelesini sürdürüyordu. 11 Nisan Kurtuluş İlkokulunda müdürlük makamına kadar yükseldi. Ancak millete hizmet edenler, düşmanın hedefi olmaktan kurtulamazdı. Dönemin CHP’nin baskı ve kıyımına uğradı, görevinden uzaklaştırılmak istendi ve Cumhuriyet İlkokuluna öğretmen olarak tayin edildi. O, makamların geçici, davanın ise ebedi olduğunu bilerek, itirazsız bir onurla öğretmen kürsüsüne geri döndü.
III. O SON SABAH, O KARARLI ADIM
Takvimler 25 Eylül 1978 Pazartesi sabahını gösteriyordu. Şanlıurfa semalarında, yeni bir ders yılının ilk ışıkları parlıyordu. Fehmi Kasanoğlu, her zamanki gibi, görevinin başında, öğrencileriyle birlikte İstiklal Marşı’nın her bir kelimesini gökyüzüne haykırdı. O marş, sadece bir şiir değil, onun adanmışlığının ve direnişinin de yeminiydi.
Öğrencileriyle vedalaştıktan sonra, ders anlatmak üzere sınıfına doğru kararlı adımlarla ilerledi. Bilmiyordu ki, devletin okulunda, eğitimin kutsal çatısı altında, karanlık bir pusu kurulmuştu. Kızıl köpek komünistlerin, bölücülerin kurduğu o kahpe pusu, sadece bir cana değil, bir milletin geleceğine sıkılmak üzereydi.
IV. ÖĞRETMENİN SON DERSİ: ŞEHADET
Sınıfına doğru yürürken, hain mermilerin yağmuruna tutuldu. O, terörün ve ihanetin ortasında, davasına sırt çevirmeyen bir öğretmendi. Canavarlar, tam dokuz kurşunu, bilginin ışığını taşıyan o mübarek kafaya sıktılar.
Bu acımasız ve alçakça olayın dehşetine, onun gözbebeği olan öğrencileri yakından tanık oldu. Kahraman öğretmen, kutsal vatan toprağını al kanıyla ıslatırken, hastaneye kaldırılmasına rağmen kurtarılamadı. Fehmi Kasanoğlu, Şanlıurfa’nın şanlı yiğidi, hakka yürüyerek şehadet makamına erdi.
Ertesi gün, binlerce ülküdaşı, onun sarsılmaz inancının son tanığı olmak üzere toplandı. Omuzlarda taşınan naaşı, Siverek’e, doğduğu topraklara götürülerek ebediyete uğurlandı. O gün, bir hayat sona ermedi; bir direniş destanı, öğrencilerin hafızasına ve ülkücü hareketin tarihine altın harflerle kazındı.
"O, sadece toprağa düşmedi. Şanlıurfa’nın her bir taşında, okulların koridorlarında ve İstiklal Marşı’nın her bir dizesinde yankılanan destansı bir ruh oldu. Onun dersi bitmedi; dersi, şimdi vatanın kendisidir."