"Bazı hayatlar kısadır, ama o kısacık ömürde atılan son adım, binlerce yıllık destanın en gür sedası olur."
KİMLİĞİ VE BİR YUVANIN ONURU
Anadolu’nun kadim toprağı Sinop’un Gerze ilçesi, Sarnıç Köyü’nde filizlenen bir fidandı o. Adı İbrahim Çalık. Hayatının baharında, henüz yirmi üç yaşındayken, sırtına koca bir ailenin umudunu yüklenmişti. Dört evladın arasında, ocağın tütmesini sağlayacak tek erkek evlattı. Onun omuzları, sadece Zeytinburnu, Sümer Mahallesi’ndeki evin yükünü değil, babasına ait olan tuhafiyeci dükkanının da sorumluluğunu taşıyordu. O, alın teriyle kazanan, memleket sevdasıyla yanan, mütevazı bir esnaftı.
BİR YOLUN ADANMIŞLIĞI
İbrahim Çalık, sadece bir esnafın defterlerini değil, aynı zamanda davasının hesaplarını da tutuyordu. Gönüllü olarak yüklendiği MHP’deki muhasiplik görevi, onun sadece ticaretle değil, aynı zamanda inandığı büyük ülküyle de ne denli bağlı olduğunun kanıtıydı. O, karanlık ve çalkantılı 70’li yıllarda, duruşuyla, cesaretiyle ve adanmışlığıyla bir sancağı dimdik tutan yiğitlerdendi. O’nun muhasipliği, sadece para saymak değil, aynı zamanda millete olan borcun, fedakârlığın hesabını tutmaktı.
O SON DUŞ, O SON KEHANET
Takvimler, 25 Eylül 1979’u gösteriyordu. O gün, İstanbul’un soğuk duvarları arasında, İbrahim’in hayatının son perdesi açılacaktı. Evinde duş alıp arınmış, sanki büyük bir göreve hazırlanmış gibiydi. Ardından, evlerinin hemen yakınındaki kahvehaneye, bir bardak çay eşliğinde veda etmeye gitti.
İşte bu anda, O’nun ruhuna göklerden bir fısıltı indi. O, yaklaşan tufanı hissetti; alın yazısının kapıya dayandığını biliyordu. İçeridekiler için, o an sıradan bir çay molasıyken, İbrahim Çalık büyük bir kahramanlık manifestosu yayınladı. Geri çekilmedi, paniğe kapılmadı. Aksine, son bir koruma kalkanı oldu:
"Kahveyi boşaltın bugün, ben şehit olacağım!"
Bu sözler, sıradan bir uyarı değil, bilinçli bir fedakârlık ilanıydı. Sanki kendi kanını akıtarak, çevresindekileri kurtaracak bir kurban olmayı seçmişti.
ATEŞ ÇEMBERİ VE EBEDİ YOLCULUK
İbrahim’in kehaneti, kısa süre sonra kahvehanenin kapısında vücut buldu. Üç karanlık gölge, üç devrimci solcu-komünist militan, kin ve silahla oraya baskın düzenledi.
Kahvehanenin boşaltılmasıyla, genç İbrahim, o ateş çemberinin ortasında tek başına kaldı. O’nun karşısında üç namlu vardı, ama O’nun arkasında davasına olan sarsılmaz imanı ve o gencecik omuzlarında taşıdığı millet sevdası vardı. Bilinçli olarak seçtiği bu yalnız duruş, O’nu bir esnaftan, destanlara sığmayacak bir kahramana dönüştürdü.
25 Eylül 1979 günü İstanbul’da, düşmanın namluları hedefini buldu. İbrahim Çalık şehit düştü. Ancak O’nu yere seren kurşunlar, O’nun sesini asla susturamadı; aksine, O’nu bir daha hiç sönmeyecek bir meşaleye çevirdi.
Yirmi üç yıllık kısa, fakat onurlu ömrünü tamamladıktan sonra, bedeni doğduğu topraklara, Sinop-Gerze’ye taşınarak, sonsuzluğa uğurlandı. Bugün o köyün toprağı, sadece bir evladı değil, inandığı değerler uğruna kendi kaderine yürüyen büyük bir kahramanı da bağrında saklamaktadır.
"O, kaçmak varken kalmayı seçti. Çünkü biliyordu ki, bazı zaferler yaşayarak değil, ölerek kazanılır ve bazı yollar, ancak en büyük fedakârlıkla aydınlanır."