"Bir dava uğruna atılan her adım, fırtınalı bir çağın en sarsılmaz abide taşıdır."
KÖKLER VE DURUŞ
O, sadece bir isim değildi; o, Gaziantep toprağında yeşeren bir destanın tohumuydu. Kaderinin çizildiği topraklar, Antep’in Araba ilçesi, Aşağı Karaviz köyü idi. Kırk yılın ötesindeki çetin bir dönemi omuzlamış, 50 yaşlarında, hayatın zorlu sınavlarından geçmiş bir çınardı. Mesleği esnaflıktı; İnönü Caddesi’nde sattığı oto yedek parçalarıyla, helal rızkın ve dürüstlüğün temsilcisiydi. Fakat onun asıl görevi, ticaretin çok ötesindeydi.
MİLLETİN KALKINAN KALESİ
Mustafa Gökçe, inancının ve millet sevdasının en sarsılmaz müdafii olarak bilinirdi. O, sadece bir MHP İl İkinci Başkanı değildi; o, bölgede idealist duruşun ve Ülkücü fikriyatın bayrağını ilk dikenlerdendi. Tarih, onu sıradan bir siyasetçi olarak değil, Gaziantep’teki Ülkücü yapılanmanın ilk kilometre taşlarından biri olarak yazmıştır. Onun dükkânı, sadece yedek parça satılan bir mekan değil, aynı zamanda milli vicdanın uyanışının, sarsılmaz bir adanmışlığın ve mücadelenin de karargâhıydı. O, bu duruşuyla, karanlık ideolojilerin hedef tahtası haline gelmişti.
O KARANLIK GÜNDE ALINAN KARAR
Takvimler, ülkenin en kritik, en kanlı hesaplaşmalarının yaşandığı 25 Eylül 1979’u gösteriyordu. Gaziantep semalarında huzur yerini gerilime bırakmış, her gün bir şehit haberiyle açılıyordu. O gün, saatler 18.30’u vurduğunda, Mustafa Gökçe dükkanında, inandığı değerlerin nöbetini tutuyordu. Dışarıdaki fırtınanın farkındaydı, ama geri çekilmeyi aklından bile geçirmedi. Bir yiğit, kaçacağı en son ana kadar bile, sancağını bırakmazdı.
O akşam, milletin mukaddesatına düşman olan komünist militanlar, korkakça bir pusu kurarak, yiğit esnafın sığınağını, onur kalesini bastılar. Mustafa Gökçe, bilgelikle geçen 50 yılın ardından, demir kapının ardında, yüzünde zerre miskal korku olmadan, davasının son anına doğru yürüdü.
SON NEFES, YÜKSELEN IŞIK
Sözler kifayetsiz kaldı, silâhlar konuştu. Karanlığın temsilcileri, O’nu kurşun yağmuruna tuttu. O an, bir bedenin yere düşüşü değil, Gaziantep semalarında bir kahramanlık yeminini gökyüzüne yükselişiydi. Mustafa Gökçe, inandığı değerler uğruna, milleti için canını hiçe sayarak en ağır bedeli ödedi ve şehadet şerbetini içti.
25 Eylül 1979 akşamı, dükkanında otururken kurşunlanarak şehit edildi. Fakat bu son, bir bitiş değil, yeni bir destanın başlangıcıydı. O’nun kanı, davanın ilk kilometre taşlarından biri olarak, geleceğe umutla bakacak nesiller için bir miras haline geldi.
"Ve işte o andan itibaren, O’nun kanı, Gaziantep semalarında sönmeyecek bir yemin olarak yankılanmıştır."