"Bazı hayatlar, kalemle değil, çelikten bir duruşla ve kanla yazılır; Ali Osman Öztürk’ün hikayesi, o duruşun ta kendisidir."
KİMLİK VE DOĞDUĞU TOPRAKLARIN SÖZÜ
Anadolu’nun kadim direniş ruhunu damarlarında taşıyan bir yiğitti o. Adı Ali Osman Öztürk’tü. Doğduğu yer, sadece bir coğrafya parçası değil, bir ahitti: Sivas'ın derin köklerine sahip Kangal ilçesi. Buradan aldığı terbiye ve ülkü, onun genç omuzlarına yüklenmiş kutlu bir emanetti. O, sıradan bir öğrenci adayı değil, milletinin geleceğine hizmet etme yemini etmiş 22 yaşında bir kahramandı.
BİR IŞIK YOLCULUĞU VE YÜKSEK HEDEFLER
Liseden yeni mezun olmuştu. Gözleri, sadece kitaplarda yazanı değil, ülkesinin ihtiyaç duyduğu bilgeliği arıyordu. 1979 yılının o çalkantılı günlerinde, elinde hayalleri, yüreğinde vatan aşkıyla yola çıktı. Hedef, üniversite çatısı altında ilim irfan öğrenmekti. Bu kutsal amaç uğruna, Sivas'tan Adana'ya geldi; sadece kaydını yaptırmak için değil, bir geleceğin temelini atmak için gelmişti. Bilmiyordu ki, bu şehir onun için sadece bir üniversite kapısı değil, aynı zamanda şehadet makamının eşiği olacaktı.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
Adana'nın Seyhan ilçesi, Akkapı mahallesi... 25 Eylül 1979 günü, takvimler bir ihanetin ve bir destanın yazılacağı anı işaret ediyordu. Genç, ülkücü Ali Osman, kayıt işlemlerini tamamlama telaşındayken, karanlık bir tuzak onu bekliyordu. Komünist militanlar, bilginin peşinde koşan bu saf ve kararlı yüreği hedef aldı. O, kalem tutan elleriyle zulme karşı koymaya çalışırken, hainler onu zorla bilinmeze, Seyhan’daki ıssız bir tarlaya kaçırdılar.
ZULME KARŞI SON NEFES VE DESTAN
Tarlada, gökyüzünün bile şahit olmakta zorlandığı bir işkence başladı. Düşman, Ali Osman’ın bedenini ezebilir, kırabilir, ama inancını asla bükemezdi. O anlar, metanet dersinin verildiği, teslimiyetin reddedildiği sessiz bir meydan okumaydı. Her darbe, onun vatanına olan sadakatini perçinledi.
Korkunun ve karanlığın en yoğun olduğu o anda, Ali Osman Öztürk, ideallerinden dönmemenin bedelini ödedi. Hain eller, işkencenin ardından, kurşunlarla onun hayat defterini kapattılar. O, orada, bir tarlada cansız bedeniyle yatıyordu; ancak 25 Eylül 1979 tarihi itibarıyla, milletinin hafızasına silinmez bir kahramanlık mührü vurmuştu.
KANGAL’A SON DÖNÜŞ VE EBEDİYET
Gençliğinin baharında, hakikatin ve cesaretin timsali olarak düştüğü Adana’dan, son yolculuğuna uğurlandı. Cenazesi, doğduğu ve ruhunu beslediği topraklara, Sivas-Kangal’a geri döndü. O, bir kayıt için geldiği şehirde, kendi adını tarihin şeref levhasına kazıdı.
Ali Osman Öztürk, sadece 22 yaşında hayatını kaybetmedi; o, milletinin bağımsızlık ve ülkü uğruna verdiği mücadelenin sancağını zirveye taşıyarak ebedileşti. Onun adı, hürriyet ve adalet davasına adanmış gençliğin yeminidir.
"O, bir kayıt belgesi yerine, adını milletinin şeref defterine kanıyla yazmıştır; Ali Osman Öztürk’ün şehadeti, bir dönemin değil, ebediyetin tarihidir."