"Kimi insanlar görev bittiğinde değil, nefesleri tükendiğinde durur. Faruk Kartal, vazgeçmeyi bilmeyenlerin destanını kanıyla yazmıştır."
MİLLETE ADANMIŞ BİR ÖMÜR VE KARARLILIK
O, 49 yıllık şerefli hayatının büyük bir kısmını Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çelik disiplini altında geçirdi. Faruk Kartal, sadece bir rütbe taşıyıcısı değil, aynı zamanda ordu saflarında dahi Türk milliyetçiliği fikrinin yılmaz bir neferi olarak hizmet etmiş, inancını askeri kimliğiyle harmanlamıştı. Emeklilik kararı, onun için mücadeleden çekilmek değil, cepheyi değiştirmek anlamına geliyordu.
İstanbul’un tehlikeli rüzgârlarının estiği bir dönemde, TSK’dan ayrılan bu kararlı yürek, Şirinevler’de mütevazı bir manifaturacı dükkânı açtı. Esnaf kimliğinin ardında, adanmış bir emekli subayın sönmeyen ateşi yanıyordu.
ÖLÜMÜ PEŞİN KABUL ETMEK
1970’lerin sonu, İstanbul’un her sokağının bir siper olduğu yıllardı. Faruk Kartal, sivil hayatındaki görevini de en tehlikeli biçimde üstlenmekten çekinmedi. MHP Bakırköy İlçe Başkanlığını kabul etmesi, siyasi bir makam değil, ölümle imzalanmış bir sözleşme gibiydi. Zira o dönemin Bakırköy ve Zeytinburnu İlçe Başkanı olmak, kuru bir biyografi maddesi değil, ölümü peşin kabul etmek demekti.
Bu görevi kabul ederken atılan her adım, cesaretin somut bir göstergesiydi. Henüz başkanlığının başında, kararlılığının bedeli ona ağır faturalandı: iki defa, doğrudan hedef alınarak saldırıya uğradı. O, aldığı yaralarla ayakta kaldı, saldırılardan inancından zerre kaybetmeden sağ çıktı.
YARALI DÖNÜŞ VE ATEŞ ÇEMBERİ
Vücudundaki yaralar henüz tam olarak iyileşmemişken, ailesinin derin kaygısı ve sağlık durumu üzerindeki baskılar nedeniyle, görevinden geçici olarak ayrılmak zorunda kaldı. Ancak Faruk Kartal’ın ruhu, cepheden asla ayrılmadı.
O, tekrar ticarete dönerek, Kocasinan bölgesinde, Maraşal Fevzi Çakmak caddesinde bulunan, davasının adını taşıyan “Ülkü Tuhafiye Dükkânı”nın tezgâhının başına geçti. Bir emekli subayın, bir manifaturacının elinde tuttuğu kumaşlar, artık millet sevgisiyle dokunuyordu. Başkanlıktan ayrılması, onu tehdidin hedefinden kurtarmaya yetmeyecekti; zira O’nun duruşu, zaten başlı başına bir hedefti.
ÜLKÜ TUHAFİYE'DE YAZILAN DESTAN
24 Eylül 1979, sadece bir takvim yaprağı değil, bir kahramanlık menkıbesinin son perdesi oldu. Akşamüzeri, dükkânına karanlık bir baskın düzenlendi. Üç komünist saldırgan, sivil cephedeki bu kararlı yüreği susturmak için gelmişlerdi.
Faruk Kartal, dükkânının kutsal bir mevzi olduğunu bilerek, tek başına bu üç zalime karşı son direnişini gösterdi. Sadece kendi hayatını değil, inandığı değerleri de savunan bu son çarpışma anında, 49 yaşındaki bu emekli subay, vatanın vicdanına işlenen o sarsılmaz imzayı attı. O gün, Ülkü Tuhafiye, bir ticaret mekânı olmaktan çıkıp, ebediyete uzanan bir şehadet kürsüsüne dönüştü. O, yaraları iyileşmemiş bir gaziyken, inancının son nefesiyle şehadete yürüdü.
"Kimi ölümler toprağa düşmek değildir; onlar, bir milletin vicdanına çekilen sarsılmaz bir imza, çağlar boyunca sürecek bir destan olur."