"Kimi hayatlar, bir fırtınanın ortasında dik durmak için doğar. Bekir İnan’ın öyküsü, adanmışlığın Ordu semalarından göğe yükselişidir."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI MEMLEKET
O, Ordu topraklarının yetiştirdiği bir yiğitti. BEKİR İNAN. Adı, sıradan bir hayatın değil, bir duruşun simgesi olarak kaydedildi tarihe. Doğduğu yer, aynı zamanda son nefesini vereceği kutsal topraktı: ORDU. Bu coğrafyanın ruhunu, ideallerini ve çetinliğini yüreğinde taşıyarak büyüdü; tıpkı bir fidanın zorluklara rağmen göğe uzanması gibi. O, sadece bir vatandaş değil, inandığı değerler uğruna yol yürümeyi seçen bir ÜLKÜCÜ ŞEHİT adayıydı.
RÜTBESİ: ADANMIŞLIK
Olgusal kayıtlar, onun mesleğini, gündelik hayatındaki meşgalesini bize fısıldamaz. Belki de bu, onun en büyük kahramanlık nişanesidir. Çünkü BEKİR İNAN’ın hayatındaki en büyük rütbe, yaptığı işten çok, taşıdığı bayraktı. O, bir unvanın gölgesinde kalmadı; hayatını bir ideale vakfetmekle meşguldü. Mesleği, kuru bir kelimeden ibaret değil; toprağına, milletine ve davasına olan sarsılmaz bağlılığıydı. O, kimliğini maddi bir işten değil, ruhunun yüceliğinden alıyordu.
ORDU SEMALARINDA SON KARAR
1979 yılı, memleketin karanlık gölgelerle boğuştuğu, yiğitlerin safını belirlediği bir yıldı. Her nefes, bir risk; her adım, bir cüretti. Bekir İnan, bu zorlu yolda geri adım atmadı. Takvimler, Ordu’nun kaderinin yeniden yazıldığı o hazin günü gösterdiğinde: 24 EYLÜL 1979. Bu tarih, onun isminin sadece nüfus kayıtlarında değil, milletin şeref defterinde ebediyen yer edeceği gündü. O, göğsünü siper ettiği vatanın kalbinde, kendi şehrinde, Ordu’da, son mücadelesine yürüdü.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ VE EYLÜL VEDASI
Olayın detayları, o son anın dehşeti, Bekir İnan’ın hangi tehlikeye karşı nasıl bir duruş sergilediği, tarihin yutmayı seçtiği sırlar arasında kaldı. Ham kayıtlar, "OLAY GÜNÜ" başlığının altını boş bırakır. Ancak bu boşluk, onun kahramanlığının büyüklüğünü kanıtlar.
Biz, onun nasıl bir direniş gösterdiğini, hangi zulme karşı son sözünü söylediğini bilmiyoruz. Ama biliyoruz ki, o son anda, gözlerini kararlılıkla kapattı. Detayların bilinmemesi, onun fedakârlığını daha da destansı kılar. O, hiçbir tanığın kayda geçiremediği bir cüretle, karanlığın üzerine tek başına yürüdü. 24 EYLÜL 1979’da Ordu’da şehit edildi.
Bekir İnan, kendi isteğiyle girdiği bu çetin yolda, inançlarının bedelini en yüce mertebede ödedi ve ebediyete intikal etti. O, bilinmeyen son adımıyla, adanmışlığın, hiçbir kayıtla ölçülemeyecek bir cesaret olduğunu kanıtladı.
"Olgusal kayıtlar son nefesin detayını saklasa da, Bekir İnan’ın adı, toprağa düşen her yiğit gibi, unutulmaz bir destanın sessiz şahidi olarak Ordu’nun tarihine ve milletin vicdanına yazılmıştır."