“En büyük fedakârlık, sıradan bir hayatın en kutsal köşesinde, değerleri uğruna korkusuzca durmaktır.”
KİMLİĞİ VE KÖKLERİ
O, Trabzon’un hırçın rüzgârlarını taşıyan Çaykara ilçesinin Eğridere Köyü’nden kopup gelmiş bir yiğitti: SADIK KAMİLOĞLU. Yirmi dokuz yaşındaydı. Gencecik ömrüne; dağların sarsılmaz inancını, memleket sevgisini ve ailesine olan derin bağlılığını sığdırmıştı. O, sadece bir köylü çocuğu değil, ideallerine adanmış bir davanın eriyen mumu, milletinin şerefine siper ettiği genç bir candı.
ADANMIŞLIĞI VE SAMSUN’DAKİ KALESİ
Sadık Kamiloğlu, sırtını dayadığı Karadeniz topraklarından Samsun’a, İlkadım ilçesinin Fevzi Çakmak mahallesine yerleşmişti. Unvanı Esnaf, mesleği Bakkaldı. O, toplumsal karmaşanın en yoğun olduğu yıllarda, evinin eşiğini ve dükkânının önünü birer kale gibi koruyan, sıradanlığın ardına gizlenmiş bir kahramandı.
Omuzlarında sadece ekmek teknesinin yükü değil, evlatlarının geleceği vardı. Evliydi ve geride tam beş evlat bıraktı. O beş canın masumiyeti, her sabah tezgâhını açarken Sadık Kamiloğlu’nun yüreğini çelikleştiriyordu. Onun bakkalı, sadece bir ticaret yeri değil; inancının, duruşunun ve mahallesindeki aydınlığın sarsılmaz sembolüydü.
24 EYLÜL 1979: KAHPE PUSU
Tarih, 24 Eylül 1979 Pazartesi sabahını gösteriyordu. Şehir henüz uyanmamıştı. Saatler 07.30 sıralarını vurduğunda, Sadık Kamiloğlu, her zamanki gibi dükkânının önünde, yeni bir güne hazırlanıyordu. Tam o anda, karanlığın içinden sinsice süzülen iki komünist militan, bu masumiyet kalesine saldırdı.
Bu, bir çatışma değil, kurulan kahpe bir pusu, namert bir infaz girişimiydi. İki hain, Sadık Kamiloğlu’nun üzerine yaylım ateşi açtı. O, ilk kurşunlara rağmen düşmedi, yılmadı; fakat zalimce bedenine isabet eden mermilerle yaralandı, sandalyeye çökmek zorunda kaldı.
SON NEFESTEN ÖNCEKİ ZULÜM
İşte kahramanlığın en acı ve en destansı anı burada başladı. Sadık Kamiloğlu kanlar içinde, yaralı ve hareketsizdi. Ancak düşmanlar, onun sadece bedenini değil, ruhunu da parçalamak istiyordu. İnsanlık dışı bir vahşetle, kaçıp gitmeden önce, yaralı adamın oturduğu sandalyenin altına, fitili ateşlenmiş dinamiti bıraktılar.
Bu an, onun tek başına, zalimliğin ve ölümün üzerine yürüdüğü andı. Hareket edemiyordu, ama o kısacık saniyelerde, beş çocuğunun yüzü, memleketinin toprağı ve davasının şerefi gözlerinin önünden geçti. O, bekleyiş anında dahi teslim olmadı. O sandalyede, patlamayı beklerken, inancının en güçlü direncini gösterdi.
PARÇALANAN BEDEN, YÜCELEN RUH
Dinamitin dehşet verici gücü, Samsun’un o sabahını yasa boğdu. Gözü dönmüş hainler kaçıp gitmişlerdi, ancak bıraktıkları bomba infilak etti. Sadık Kamiloğlu’nun 29 yıllık bedeni, alçakça bir saldırının sonucu parçalanarak şehit oldu.
O, bakkalının önünde, ekmek teknesinin başında, haysiyeti ve duruşu uğruna can verdi. Fakat onun parçalanan bedeni, bir teslimiyet değil, inancın en büyük ispatı oldu. Sadık Kamiloğlu’nun mübarek na’şı, vatanın ona verdiği sözü tutarak, doğduğu topraklara, Trabzon-Çaykara’nın Eğridere Köyü’ne getirilerek ebediyete uğurlandı.
“Nice destanlar, cephede değil, kendi dükkânının eşiğinde yazılır. Çünkü Sadıklar, dinamitin ateşinde bile vatan yemininden dönmezler.”