"Bazı insanlar sadece yaşamaz; bir davanın ateşine yürüyerek, adlarını tarihin vicdanına altın harflerle yazdırırlar."
SADIKLIĞIN YÜKSELİŞİ: BİR SAMSUN DESTANI
KİMLİĞİ VE IŞIĞI
Tarih, yurdumuzun en çalkantılı, en kasvetli günlerini yaşadığı o karanlık dönemi gösterirken, 23 Eylül 1979, Samsun semalarında bir yiğidin şehadetine tanıklık edecekti. O, Samsun'un doğduğu, büyüdüğü topraklara kök salmış, adı gibi SADIK bir idealin neferiydi: SADIK GÜNAT. Gençliği ideallerle yoğrulmuş bir öğrenciydi, ancak hayatın ve mücadelenin gerektirdiği azimle aynı zamanda esnaflık yapıyordu. Onun hayatı, gençlik ateşinin cesareti ile alın terinin dürüstlüğünü tek bir yürekte birleştiriyordu.
ÇİFT KANATLI MÜCADELE
Samsun’un Fevzi Çakmak Mahallesi onun hem yuvası hem de mücadele alanıydı. Bir yanda ilim irfan peşinde koşan bir genç olarak zihinleri aydınlatmaya çalışıyor, diğer yanda dükkânının kepenklerini her açtığında helal rızkın peşinde, doğru duruşun timsali oluyordu. Sadık Günat, karanlık ideolojilerin kol gezdiği o günlerde, duruşuyla, vakarıyla ve korkusuzluğuyla mahallesine ve ülküdaşlarına adanmışlığın en saf örneğini sunuyordu. Onun varlığı, devrilmeye çalışılan bir medeniyetin son direniş noktasıydı.
KARANLIĞIN PUSU KURAN SİNSİLİĞİ
Ne var ki, bazı ruhlar ışığa ve dürüstlüğe tahammül edemez. Sadık Günat'ın ülkücü duruşu, dükkânının kepenklerinde yansıyan o aydınlık, sinsi katilleri ve karanlık ruhlu çete üyelerini dehşete düşürüyordu. Onlar, yiğitliğin onurundan yoksundular; yüz yüze, mertçe bir kavgaya, bir duruşa cesaret edemezlerdi. Korkaklıklarının esiri olan bu çete üyeleri, en iğrenç yolu seçti: Pusu kurmayı.
O SON SABAHTA ÇEKİLEN BESMELE
Takvimler 23 Eylül 1979'u gösteriyordu. Her şeyden habersiz Sadık Ülküdaşımız, her günkü gibi besmelesini çekerek, dükkânının kepengine uzandı. O kepenk, sadece bir dükkânın kapısı değil, Sadık’ın davasına adanmışlığının ve alın terinin simgesiydi.
Karanlık, geceden sabaha sızarak, kepenklerin arasına hain bir tuzak kurmuştu. Hiçbir tehlike ihtimalini düşünmeyen, sadece rızkının peşinde olan bu yiğit ülkücü, besmeleyle beraber kepengi açtı. O an, sinsi katillerin nefretinin ve korkaklığının sembolü olan bomba patladı. Sadık Günat, henüz gün aydınlanmadan, ruhu ve bedeni o kutlu ideale feda edildi.
ŞEHADETİN YÜKSELİŞİ
Bombanın tesiriyle parçalanarak şehit olan Sadık Günat, bedeniyle toprağa karışırken, ruhu ebediyete yükseldi. O, ne bir kavgada yenildi ne de bir çatışmada sustu. O, korkaklığın ve karanlığın en alçakça yöntemine karşı, sadece dürüstçe işini yaparken, en masum anda şehadete ulaştı. Onun kanı, Samsun'un Fevzi Çakmak Mahallesi'ne, ülkü uğruna verilen sözün bozulmayacağını yazan bir mühür oldu. Sadık Günat, sadece bir öğrenci ve esnaf değildi; o, idealizmi canıyla ödeyen bir kahraman, milletinin vicdanına kazınan bir hatıradır.
"Karanlığın kurduğu tuzaklar, yalnızca o karanlığı yenecek olan ışığın ne kadar değerli olduğunu gösterir. Sadık Günat’ın adı, zulme boyun eğmeyen her ruhun fısıltısında sonsuza dek yaşayacaktır."