"Bazı ruhlar, yaşlarından büyük bir yemin taşır; onların hikayesi, genç bir fidanın destansı kök salışıdır."
KİMLİĞİ VE YÜKLENDİĞİ MİRAS
O, bir dönemin çelikten iradesini ve sarsılmaz inancını taşıyan isimdi: Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit TİMUR DEMİR. Vatanın sarp dağlarından, Gümüşhane’nin derin köklerinden kopup gelmişti. Ancak kader onu, ideal uğruna verilecek en büyük mücadelenin yaşandığı İstanbul’a, metropolün kaynayan kazanına taşımıştı. Henüz on dokuz yaşındaydı; gençliğinin baharında, umutlarının en canlı olduğu çağda. Bir talebeydi o; Gültepe’deki Endüstri Meslek Lisesi’nin son sınıfında okuyordu; eli kitap tutması gereken, geleceği inşa etmeye hazırlanan bir genç. Lakin onun defterinde sadece ders notları değil, aynı zamanda ülkü uğruna yazılmış yiğitlik yemini vardı.
İDEALLERİN GÖLGESİNDE BİR HAYAT
Timur Demir, sadece ailesiyle birlikte yaşadığı Gültepe’de ikamet etmiyordu; aynı zamanda tehlikenin ve tehdidin sürekli kol gezdiği bir cephede yaşıyordu. Metin kayıtlar, onun bu yolda ne denli kararlı yürüdüğünü acı bir gerçekle anlatır: O, bu karanlık günlerden önce defalarca saldırıya uğramıştı. Bu, onun bir kurban değil, davasının bilincinde olan, bedel ödemekten çekinmeyen, tehditlere rağmen geri adım atmayan bir kahraman olduğunu gösterir. O, her saldırıda biraz daha bilenmiş, her yara iziyle davasına biraz daha bağlanmıştı.
LEVENT’TEKİ SON VAKUR ADIM
Takvimler 2 Mayıs 1976’yı gösteriyordu. Bir pazartesi sabahı değil, bir kahramanlık gününün şafağıydı o gün. Olay Günü’nün detayları, onun ne denli ani ve zorlu bir kararın eşiğinde olduğunu anlatır: İstanbul 1. Levent’te, Philips Fabrikası yakınlarındaydı. Karşısında, komünist ideolojinin bayraklarını ve 1 Mayıs afişlerini asan, devrimci solcu-komünist gruplar duruyordu.
Timur Demir, tehlikenin büyüklüğünü, sayılarının çokluğunu görmüştü. O, kaçabilirdi, görmezden gelebilirdi; henüz 19 yaşında hayatının baharında olan her genç gibi güvenliği seçebilirdi. Ancak o an, bu olgusal metnin anlatmadığı, ama kalbin hissettiği o son kararı verdi: Geri dönmedi. İdeallerin çatıştığı o meydanda, kararlılıkla karşılarındaki tehlike çemberine yürüdü.
SONSUZLUĞA UZANAN ŞEHADET
Sözlerin bittiği, silahların konuştuğu an gelmişti. Vatanın birliğini ve geleceğini savunan on dokuz yaşındaki bu yiğide, karşılaştığı gruplar tarafından ateş açılarak saldırıldı. Levent’in betonları, Gümüşhane’den gelen bir yiğidin kanıyla ıslandı. O an, bir okul sırası boş kaldı; bir aile evlat hasretiyle yandı; ancak bir ülkü, 19 yaşındaki bir delikanlının fedakârlığıyla ebediyete yazıldı.
Timur Demir, 2 Mayıs 1976 tarihinde, henüz Endüstri Meslek Lisesi’nden mezuniyet cüppesini giyemeden, şahadet mertebesine ulaştı. O, sadece bir öğrenci değildi; o, ideali uğruna hayatının en verimli çağını, tereddütsüzce bu vatanın sevdasına sunan, adı tarihe kazınmış bir kahramandır.
"O, bir dersliğin kapısından değil, tarihin kapısından girdi. Timur Demir: 19’unda şehit, çağların ötesinde bir ülkü."