"Bazı destanlar, henüz on beşinde yazılır; mürekkebi kan, sayfaları vatandır."
I. YÜREĞİ ON BEŞ YAŞINDAN BÜYÜK OLAN KAHRAMAN
Uşak’ın Banaz ilçesinden, Anadolu’nun sessiz fakat çelik gibi sağlam evlatlarından biriydi o: Hidayet Yılmaz. Takvimler 1979 yılını gösterdiğinde, henüz on beş yaşındaydı. Bir çocuk sayılacak yaşta olmasına rağmen, hayat yükünü omuzlamış, bir dokuma atölyesinde alın teriyle çalışarak ekmeğini kazanıyordu.
Fiziken bir işçi, ruhuyla ise bir mücadele neferiydi. O’nu tanımlayan sadece yaşı ya da mesleği değildi; O, ülkücü teşkilatının davasını yüreğinin en derininde taşıyan, fırtınalı yılların delikanlı mücadele adamıydı. Ailece Uşak Merkez Akbey mahallesinde ikamet ediyorlardı; fakat onun evi, yalnızca dört duvar değil, uğruna savaştığı büyük idealdi.
II. ŞAHLANIŞ VE SON VAZİFE
23 Eylül 1979 akşamı, karanlık sokaklar bir yiğitliğe tanıklık edecekti. Hidayet ve ülküdaşları, sokakları zehirleyen ve milleti bölen ideolojilerin karşısına dikilmek üzere, son vazifelerinden birine çıkmışlardı: Afişleme. Bu basit bir görev değil, bir meydan okumaydı.
O gün, milletin iradesini temsil eden bir sancağı, komünist Rusya’nın kanlı simgesi olan orak-çekiçli afişin üzerine yapıştırma cesaretini gösterdi. Bu hareket, zilletin üzerine bir bayrak çekmekti. Türk milletinin davası ile ilgili afişi, kızıl gölgelerin üzerine vurduğu o an, karanlığın sessizliği bozuldu.
III. ON YEDİ KURŞUNLUK BİR HÜKÜM
Hidayet ve arkadaşları, inançlarının gücüyle hareket ederken, pusuda bekleyen kızıl Moskof döllerinin kahpece kurşunları üzerlerine yağmaya başladı. Bu, silahsız bir avuç inanmış gence yönelik vahşi ve alçakça bir saldırıydı.
Henüz 15 yaşındaki, dokuma tezgâhında yorulmuş ama ruhu hiç yorulmamış olan bu kahramanın çocuk bedeni, tam 17 kurşun ile delindi. Her bir kurşun, sadece bedenine değil, bir milletin vicdanına sıkılmıştı. O, vatan aşkının en ağır bedelini, gençliği ve kanıyla ödedi. Hidayet orada can verirken, çevresindeki 6 ülküdaşı da bu hain saldırıda ağır yaralandı.
IV. VEFA, İHANET VE EBEDİYET YOLCULUĞU
Mücadele arkadaşları, kurşun yaralarına aldırmadan, düşen yoldaşlarının naaşını sırtlayarak o cehennemden kaçırmaya çalıştılar. Tam 300 metre boyunca, omuzlarında sadece bir yoldaş değil, bir davanın ağırlığını taşıdılar.
Fakat destan, acı bir haksızlıkla gölgelendi. Polis olay yerine geldiğinde, saldırganları takip etmek yerine, yaralı olmalarına bakmaksızın davanın yiğitlerini tutukladı. Olayı tüm çıplaklığıyla bilmelerine rağmen, saldıranlara yönelik hiçbir baskın yapılmadı. Adalet, o gece yüzünü karanlığa çevirmişti.
Ülkücü Şehit Hidayet Yılmaz, Uşak’ın Banaz toprağına, doğduğu topraklara, ebediyete uğurlandı. 15 yıllık kısa ömrüne sığdırdığı iman ve fedakârlık, adını Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mücadelesi tarihine altın harflerle yazdırdı.
"15 yaşın vatan aşkı, ne tutuklamalarla ne de mermilerle susturulabilir. O, adını Uşak toprağına, ruhunu ise Türk milletinin destanına kazıdı."