"Vatan, sadece toprak değildir; o, uğruna dökülen son damla kanda yatan ebedi yemindir."
KÖKLER VE ŞEREFLİ KİMLİĞİ
Kimi insanlar, tarihin en karanlık dönemlerinde dahi, duruşlarıyla bir meşale yakarlar. O, Ordu’nun mütevazı ve bereketli topraklarından, Fatsa ilçesine bağlı Ilıca’nın Sarmaşık Köyü’nden fışkıran bir yiğitlik nişanesiydi. Adı, Baki Kılıç’tı. Henüz 37 bahar görmüş, rızkını alın teriyle, direksiyon başında kazanan sade bir esnaf, bir taksiciydi. O, sadece yolları değil, aynı zamanda inancının sarsılmaz yükünü de omuzlarında taşıyan bir Ülküdaş’tı. Hayatı, dürüstlük ve adanmışlık üzerine kurulmuştu.
VATANA ADANAN SON YOLCULUK (22 EYLÜL 1980)
Takvimler, ülkenin kardeş kavgasıyla sınandığı, yiğitlerin sessiz sedasız toprağa düştüğü o sancılı dönemi, 22 Eylül 1980’i gösteriyordu. Baki Kılıç, o sabah, her zamanki gibi aracının motorunu çalıştırdı. Ilıca kasabasından aldığı yolcularıyla birlikte, hayatını sonlandıracak, ancak adını ölümsüzleştirecek olan Fatsa yoluna doğru ilerlemeye başladı. Bu, basit bir ticari yolculuk değil, bir kahramanın yazgısına doğru attığı son, kararlı adımdı.
EYÜPOĞLU DERESİNDE KURULAN PUSU
Fatsa’ya yaklaştığı o uğursuz anda, Eyüpoğlu deresi civarında, karanlık bir gölge aracının önüne dikildi. Komünist ideolojinin kör nefretine saplanmış üç DEV-YOL militanı, silahlarını çekerek aracını durdurdu. Ölümcül bir pusu kurulmuştu.
Bu vahşet anında dahi, bir esnaf ve dürüst bir insan olarak, Baki Kılıç’ın önceliği kendisi olmadı. O anda takside bulunan masum yolcuları, silahların gölgesinden ve yaklaşan felaketten kurtarmak için metanetle durdu. Militanlar, silah zoruyla yolcuları indirip oradan uzaklaştırdıktan sonra, Baki Kılıç, davasının önünde, tek başına, çelik gibi bir iradeyle kaldı.
ŞEHADETİ VE EFSANESİ
Yolcularının hayatını güvence altına almıştı; şimdi sıra kendisindeydi. Geri çekilmedi, sarsılmadı. Zira o biliyordu ki, bazı mücadeleler geri adım atmayı kabul etmezdi.
Karşısında duran hainler, vicdanları körelmiş bir öfkeyle, ülkü davasının bu 37 yaşındaki fedakâr neferini hedef aldı. Eyüpoğlu deresi, o an sessiz bir tanıklığa soyundu.
Vatanperver Baki Kılıç, üzerine yağan acımasız yaylım ateşiyle yere düştü. O, sadece canından değil, hayatının baharından vazgeçti. 22 Eylül 1980’de, Fatsa toprakları, helal rızkının peşinde koşan bir kahramanın kanıyla sulandı. Bir taksicinin son vedası, zulme karşı verilmiş destansı bir şehadet yeminine dönüştü. O, bu topraklara sadakatin ve cesaretin Baki (sonsuz) adını miras bıraktı.
"Şehitler ölmez; onlar, geride bıraktıkları izlerle, vatanın vicdanında ve efsanelerde Baki kalırlar."