"Bazı ruhlar vardır ki, yirmi baharı dahi görmeden, davasının göğsüne vuran ilk kurşunla efsaneleşir."
YİRMİ YAŞINDAKİ DEV YEMİN
Adıyaman’ın Gerger ilçesinde yanan ilk ocak, Anadolu’nun ortasında büyüyen bir fidanın müjdecisiydi. Mehmet Taylan, hayat defterini henüz 20 yaşında açmış, ömrünün çoğunu Malatya topraklarında, dört kardeşiyle birlikte, vatan sevdasının gölgesinde geçirmişti. O, sadece bir genç değildi; omuzlarına yirmi yıllık ömründen daha ağır bir yük almış, Malatya Atatürk Lisesi’nin koridorlarında Ülkücü Teşkilat Başkanlığı yaparak, geleceğin davasına adanmışlığın sarsılmaz kalesini kurmuştu.
MÜCADELENİN CEPHESİ: EĞİTİM VE ADANMIŞLIK
Mehmet Taylan’ın yolu, sadece okul sıralarından geçmiyordu; o, aynı zamanda Ülkü Ocakları Derneği’nin yeminli bir neferiydi. Malatya’dan Edirne’ye uzanan kararlı yolculuğu, sadece eğitim aşkının değil, aynı zamanda idealler uğruna en tehlikeli cephede bulunma cesaretinin de simgesiydi. Edirne Eğitim Enstitüsü’nün gece bölümünde okuyor olması, davanın nöbetini karanlık saatlere dahi taşıdığını gösteriyordu. O, gecenin zifirinde dahi yurdun geleceği için uyanık kalan, fedakârlığı yaşam biçimi edinmiş bir ruhtu.
21 EYLÜL 1979: EDİRNE'DE SON DURUŞ
Takvimler 21 Eylül 1979’u gösterdiğinde, Edirne’nin gökyüzü bir yiğidin alın yazısını yazmak üzereydi. Mehmet Taylan, davasının ve ülküdaşlarının sığınağı olan Ergenekon Öğrenci Yurdu’nun önünde, sıradan bir öğrenci değil, inancının en ön saflarında duran bir kale gibiydi. O gün, karanlık bir gölge, yuvalarına düşmanlık tohumlarını ekmek için harekete geçmişti.
KAHRAMANIN ALNINA VURAN İHANET
Ne yazık ki, o dönemin fırtınalı atmosferinde, devletin kolluk kuvvetlerinin içerisine sızmış olan Komünist Polislerin Derneği (POL-DER) mensupları, gençliğin ve davanın temsilcisine kinle saldırdılar. Bu, masum bir öğrenciye değil, milli duruşa sıkılan bir kurşundu. Gözünü kırpmadan Ergenekon Yurdu önündeki tehlike çemberine yürüyen Mehmet Taylan, hain ellerden çıkan kurşunun şakağına isabet etmesiyle, mukaddes davasının mühürlendiği o son anı yaşadı.
ŞEHADET VE EBEDİ MİRAS
Yirmi yaşındaki bu fidan, kanının son damlasına kadar direnişi simgeledi. Ülküdaşları onu yaşatmak için büyük bir çaba sarf ederek hastaneye yetiştirdiler; ancak davanın bedeli ağır ödenmişti. Mehmet Taylan, tüm kurtarma çabalarına rağmen Hakk’ın rahmetine yürüdü. O, yurdundan uzakta, öğrenci kimliğiyle çıktığı yolda, en büyük unvana ulaştı: Şehitlik.
"O, sadece bir can vermedi; yirmi yıllık kısa ömrüyle, uğruna yürüdüğü yeminini kana bulayıp mühürledi. Mehmet Taylan, Edirne'nin taşlarına kazınan sönmez bir meşaledir."