"Vatan için yürüyen ayaklar, sınav salonuna değil, sonsuzluğa doğru da olsa, görev yerinden sapmaz."
ADANMIŞ BİR YÜREK
Takvimler 21 Eylül 1979’u gösterdiğinde, İstanbul sadece bir güne daha uyanmamıştı; tarih, azimle yoğrulmuş 23 yıllık bir ömrün son perdesini açıyordu. O, sadece bir genç değildi; adı Sadettin YILDIK’tı ve çağının fırtınalarına karşı dimdik duran bir iradenin timsaliydi.
Gencecik yaşına rağmen omuzlarına yüklediği sorumluluk, okuduğu metin kitaplarından çok daha ağırdı. İstanbul Kadıköy Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulu’nun 2. sınıf öğrencisiydi, bilime ve geleceğe adanmış bir zihne sahipti. Ancak o, sadece tahta başında durmayı reddetti; Ülkü Ocakları Derneği İstanbul il teşkilatında görev üstlenerek, idealinin kalesi haline geldi. Okulunda başkanlık vazifesini yürütüyor, ilim ile irfanı, sorumluluk ile cesareti birleştiriyordu. O, fırtınalı bir dönemin hem öğrencisi hem de komutanıydı.
SON SINAVIN ŞAFAĞI
Sabahın ilk ışıkları, 21 Eylül’ün o kader anlarını aydınlatmaya başlarken, Sadettin, her öğrenci gibi rutin bir kaygıyı taşıyordu: 'Devre Teorisi' sınavı. Saat 07.30 sularında, babasıyla vedalaştı. Bu vedalaşmanın, bir ömür sürecek bir ayrılığa dönüşeceğini kim bilebilirdi? O an, hayatın olağan akışı içinde atılan son adımdı, ancak o adım, aslında bir kahramanlık yolculuğunun başlangıcıydı.
Sınav salonuna ulaşmak için bindiği minibüs, ne yazık ki onun son durağı olacaktı. Sadettin, ders kitaplarının ötesinde, ülkenin kaderini belirleyecek bir mücadelenin tam ortasında yol alıyordu.
MALTEPE BAĞDAT CADDESİ’NDE KURULAN PUSU
Sıradan bir yolculuk aniden kesildi. Maltepe Bağdat Caddesi Shell İstasyonu önünde, karanlık ideallerin peşinden koşan üç komünist militan, pusu kurmuştu. Onlar, bir öğrencinin kalemini kırmayı değil, bir liderin sesini kısmayı hedefliyorlardı.
Minibüs durduruldu. Sadettin YILDIK, aracın içinden zorla aşağı indirildi. O an, bir genç, kendi hayatıyla ülkesinin geleceği arasına çekilen keskin çizgide duruyordu. Düşmanın karşısında dimdik duruşu, belki de vereceği en büyük cevaptı. Üç hainin karşısında tek başına, silahların gölgesinde dahi geri adım atmadı.
O anlar, bir teorinin değil, bir inancın sınavıydı. Bağdat Caddesi’nin sıradan asfaltı, Sadettin YILDIK’ın canını feda ettiği, kutsal bir nöbet yerine dönüştü. Kurşunlanmak suretiyle şehit edildi. 23 yıllık kısa ömrü, Eylülde hazan değil, destansı bir destan yazdı.
23 YAŞIN EYLÜL YAZGISI
Sadettin Yıldık, henüz mimar olamamış, mühendis olamamış olabilir; ancak o gün, ideallerin mimarı ve duruşun mühendisi olarak tarihe geçti. Şehadetiyle birlikte, adanmışlık yemininin bedelini ödedi ve mücadelesini ölümsüzleştirdi.
Onun bedeni, Maltepe kabristanının serin toprağına emanet edildi. Ancak bıraktığı miras, sadece mezar taşındaki bir isimden ibaret değildi. O, 23 yaşında, en kritik derste, en zor sorunun cevabını kanıyla vermişti.
"O düştüğü yerde bir ders verdi: Vatanseverliğin teorisi, can verilmeden öğrenilemezdi."