"Bazı hayatlar, 17 yıla sığmayacak kadar büyük bir inancın destanını yazmak için vardır."
KİMLİK: GAZİANTEP'İN KOR ATEŞİ
Gaziantep’in çetin ve kahraman ruhunu taşıyan bir isimdi: Fahrettin Celal Akpolat. Yaşamının baharındaydı; 21 Eylül 1979 günü geldiğinde henüz 17 yaşındaydı. Doğduğu toprak olan Gaziantep’te, sadece hayatı değil, ideallerini de inşa ediyordu. O, Gaziantep İmam Hatip Lisesi’nin sıralarında oturan, geleceğe umutla bakan bir öğrenciydi. Fakat onun ders kitaplarının ötesinde bir yemini vardı.
ADANMIŞ RUH: ÜLKÜNÜN YEMİNİ
Fahrettin, inancını kalbinde taşıyordu. O, Türk İslam Ülküsüne adanmıştı ve bu uğurda Ülkücü hareketin saflarında dimdik duruyordu. Onun için bu yol, sadece bir siyasi tercih değil, namus ve şeref borcuydu. Henüz genç yaşta olmasına rağmen, ruhu çelikten daha sert, kararlılığı ise dağlardan daha yüksekti. O, fırtınanın geleceğini biliyor, ancak geri çekilmeyi zerre kadar düşünmüyordu.
CUMA'NIN EŞİĞİNDE DİK DURUŞ
O karanlık Cuma günü, 21 Eylül 1979’da, ibadet huzurundan çıktıktan sonra kaderiyle yüzleşti. Ülküdaşları ile birlikte cami önünden geçerken, komünistlerin düşmanca bildiri dağıtma çabasıyla karşılaştılar. Fahrettin Celal Akpolat, inancına ters düşen o zehirli sözleri almayı, o karanlık davaya ortak olmayı kesin bir tavırla reddetti. Bu ret, sadece bir bildiriyi geri çevirmek değildi; bu, imana ve vatana olan sadakatin gür sesiydi. Sözlü sataşmalar başladı, kin ve nefret havayı sardı. Ama Fahrettin’in duruşu, çelik gibiydi.
OKULDA AKAN KAN VE KARARLILIK
Bu dik duruşu hazmedemeyen kızıl köpekler, Fahrettin’in peşini bırakmadı. Okuluna gittiğinde, hain ve alçak bir saldırının hedefi oldu. Genç vücudu, karanlık ideolojinin yumrukları ve tekmeleri altında kaldı; dövüldü. Ama Fahrettin’in düşmanları, sadece etine dokunabildi, ruhuna asla! O, kanlar içinde kaldı. Neferin kanı, adanmışlığın en yüce mührüydü. Üzerini temizlemek, annesinin evine sığınmak için, o kanlı gömleği değiştirmek üzere saat 16.30 civarında okuldan ayrıldı. Yorgun ama ruhu dimdikti.
SON NEFES: HAKKA YÜRÜYÜŞ
Fahrettin, evine doğru yürüyordu. Yorulmuştu, yaralıydı ama kalbindeki iman ateşi sönmemişti. Yuvasına varmasına sadece 200 metre kalmıştı. Bu 200 metre, genç bir öğrenci için huzura atılacak son adımlar demekti.
Ancak zulüm, en masum anı beklemişti. Tam bu son kısa mesafede, karanlığın pusuya yattığı yerden fırlayan hain kurşunlar, 17 yaşındaki Fahrettin’i hedef aldı. Henüz hayatının baharındaki bu idealist yürek, Gaziantep sokaklarında, evine 200 metre kala, bir destanın son satırını yazdı. O, kanıyla suladığı bu vatan toprağında, 21 Eylül 1979 günü şehitlik mertebesine ulaştı. Fahrettin Celal Akpolat, boyun eğmediği davasının bedelini ödeyerek, ismini ölümsüz kahramanlar arasına kazıdı.
"Bir genç, hayatını feda ederek, omuzladığı idealin ağırlığını ancak bu kadar onurla taşıyabilirdi."