"Bazı insanlar sadece bir ömür yaşamazlar; onlar, adanmışlıklarının ve duruşlarının anıtını kanlarıyla inşa ederler."
KİMLİĞİ VE İLK NEFES
O, Adana’nın bereketli topraklarında, Karataş İlçesi’nde gözlerini açtı. Müslim Severcan, adı gibi teslim olmuşluğun ve inancın bir simgesiydi. Hayatı, gösterişten uzak, sadeliğin ve davasına olan derin bağlılığın bir yansımasıydı. Kahramanlığın sadece büyük makamlarda değil, yüreği vatan sevgisiyle dolu her yiğitte yeşereceğini kanıtlarcasına, hayatını memleketinin geleceğine adadı.
ADANMIŞLIĞIN NÖBETÇİSİ
Müslim Severcan’ın mesleği, bir hizmetkârlık göreviydi; o, Adana Yapı Meslek Lisesi’nde müstahdem (hademe) olarak çalışıyordu. Ancak onun için o okul, yalnızca bir bina değil, ülkücü davanın filizlendiği, gençliğin geleceğe hazırlandığı kutsal bir mekândı. O, ocağın temizliğini yapan el, idealin sönmemesi için nöbet tutan bir neferdi. Sessiz ve sadık duruşuyla, her gün davasına olan bağlılığını tazeliyordu.
O KARANLIK GECENİN İHANETİ
Takvimler 1979 yılının o acımasız Eylül ayını gösteriyordu. 20 Eylül’ü 21 Eylül’e bağlayan gece, Adana’nın üzerine korkunç bir ihanet gölgesi düştü. Kin ve nefretle bilenmiş eller, o karanlıkta 6 ülkücü öğretmeni hedef aldı. O gece, 6 yiğit fidan, alçakça saldırılar sonucu şehadet şerbetini içiyordu.
ATEŞE KOŞUŞ
O dehşet verici anda, etrafta silah sesleri yankılanırken, normal bir insan hayatını korumak için kaçardı. Fakat Müslim Severcan sıradan bir insan değildi; o bir ülküdaş, bir dava eriydi.
Silah sesleri yükseldiğinde, seslerin geldiği yön bizzat tehlikenin kalbiydi; orası, vatan nöbeti tutan ülküdaşlarının düştüğü yerdi. Müslim Severcan, bir an bile tereddüt etmedi. Kurtuluşu aramak yerine, sorumluluk duygusu ve kardeşlik ateşiyle yanarak, okula, yani tehlikenin tam ortasına doğru koşmaya başladı.
O karanlık yolda, canını hiçe sayarak ilerlerken, kalleş pusu kuran kızıllar onu gördü. Cesaretine ve duruşuna tahammül edemeyen hain kurşunlar, Müslim Severcan’ın bedenine isabet etti. Ağır yara almıştı. O, düşenlerin yardımına koşarken kendisi de düşmüştü; ancak onun düşüşü, bir geri çekilme değil, cephede mevzi alma eylemiydi.
YÜREKTEKİ SON NEFES VE YEDİNCİ YILDIZ
Ağır yaralı olmasına rağmen hayata tutunma mücadelesi verdi. Bir kahramanlık destanının son satırını yazarcasına, ertesi gün, yani 21 Eylül 1979 tarihinde, hastanede ruhunu teslim etti.
Müslim Severcan, o gece şehit edilen 6 öğretmenin ardından, davasına koşarken vurulan 7’nci kahraman oldu. O, görev tanımına "hademe" yazanların değil, yüreğine "cesaret ve fedakârlık" yazanların destanıydı. Mesleği, unvanı ne olursa olsun; o, tehlike anında en büyük kahramanlığı gösteren, ateşin üzerine kararlılıkla yürüyen bir isimdi. Adı, fedakârlığın ve ülkücü adanmışlığın altın sayfalarına sonsuza dek kazınmıştır.
"Adı, korkunun üzerine yürüyenlerin, nöbeti devretmeden gidenlerin şanlı kaydına 21 Eylül 1979 mührüyle yazılmıştır."