"BAZI RUHLAR, ÖLÜME MEYDAN OKUMAK İÇİN GENÇ DOĞAR; EBEDİYETE YÜRÜMEK İÇİN İSE SANCAĞI ASLA YERE DÜŞÜRMEZ."
ANADOLU’DAN YÜKSELEN SES: ORHAN
Elazığ’ın yiğit toprağı, Baskil ilçesinin Kuşsarayı Köyü, henüz adanmışlığın ne olduğunu bilmeyen dünyaya bir ruh armağan etti: Orhan Barut. O, hayatın ilk nefesini aldığı bu kadim coğrafyanın ardından, gençliğini Malatya’nın sarsılmaz ahlakında şekillendirdi. Daha ortaokul sıralarındayken, sıradan bir öğrenci olmanın ötesinde bir şuurla tanıştı; kalbindeki vatan aşkı, onu ülkücü davanın saflarına kattı. O, sadece bir genç değil, milletinin geleceğine adanmış, erken olgunlaşmış bir vicdandı.
İSTANBUL: HUKUKUN VE İNANCIN KALESİ
Orhan Barut, sadece ruhunu değil, zekasını da davasına hizmet için kullanacaktı. Yüksek öğrenim için İstanbul’un çalkantılı sularına, İstanbul Maliye ve Muhasebe Yüksek Okulu’na adım attı. Ancak onun üniversiteye gelişi sadece ders kitapları için değildi. Şehrin karmaşasına ayak basar basmaz, vakit kaybetmeksizin ülkücü teşkilatlara koştu. Cesareti ve sarsılmaz inancı kısa sürede fark edildi. Henüz ikinci sınıftayken, devrimizin ateş çemberinde büyük bir sorumluluk üstlendi: Ülkücü Gençlik Derneği’nin Beyazıt bölge sorumlusu oldu. Beyazıt, onun için sadece bir coğrafya değil, binlerce yıllık medeniyetin üzerine çöken karanlığa karşı dikilen bir nöbet kulesiydi.
SON VAZİFENİN ŞAFAĞI: 21 EYLÜL 1979
Takvimler 21 Eylül 1979 Cuma sabahını gösteriyordu. Göğsünde taşıdığı ağır sorumluluğun bilinciyle güne başlayan Orhan, her zamanki gibi saat 09:00 civarında, Beyazıt çevresindeki ülküdaşlarını ziyaret ediyor, onlara moral ve rehberlik veriyordu. Lâleli Kocaragıp Paşa Caddesi’nde bulunan ülkücü bir esnafın yanından ayrılıp, davasının merkezine, teşkilata doğru ilerlemeye başladı. Bu yürüyüş, sıradan bir adım atış değil, bir inancın istikametine doğru atılan son adımlardı.
PUSUNUN ATEŞİ VE KAHRAMANLIK
Orhan Barut, esnafın dükkânından sadece 15-20 metre uzaklaşmıştı ki, arkadan, yandan, karanlık gölgelerden fırlayan bir şiddetle karşılaştı. Korkak ruhlu, hain pusu kuranlar, silahsız ve hazırlıksız bir yiğidi, mertçe değil, alçakça hedef aldılar. Çapraz ateş altında kalan Orhan, bedenini siper etse de, kurşunlar karanlık bir kaderin mühürleri gibi hedefine ulaştı. İki kurşun dimağını, üç kurşun ise karın bölgesini hedef almıştı. Düşman, bir bedeni durdurabileceğini sanıyordu.
BAYRAĞI BIRAKMAYIN: EBEDİ VASİYET
Orhan Barut, kanlar içinde yere yığılırken, bu milletin tarihinde yankılanacak olan o destansı emri verdi. Onun son nefesi, ölümün soğukluğunu değil, imanın ve adanmışlığın sıcaklığını taşıyordu.
Kelime kelime, vasiyetini ülküdaşlarına fısıldadı:
“BAYRAĞI BIRAKMAYIN!”
O, bir can veriyordu; ama o canın bedeli, uğruna şehit olduğu bayrağın sonsuza dek gökyüzünde dalgalanması için yazılmış bir yemin, bir ahitti. Orhan Barut, sadece 21 Eylül 1979 günü değil, milletin vicdanında ölümsüzleşerek, düşen bayrağı tekrar kaldırmanın ne demek olduğunu tüm nesillere öğreten bir kahraman olarak tarihe nakşoldu.
"ORHAN BARUT, DÜŞTÜĞÜ YERDE BİR MİRAS BIRAKTI: YÜREKTEN YÜKSELEN BU SES, BUGÜN DAHİ HER MÜCADELEDE SANCAĞI TUTAN ELLERİN EBEDİ YEMİNİDİR."