"Bazı insanlar, kendi hayatlarını değil, inandıkları davanın sancağını korumak için yaşar ve ölür."
KAHRAMANIN KİMLİĞİ VE YÜREK YUVASI
Bu destan, 30 yıllık kısa ama adanmış bir ömrün, sonsuzluğa yürüdüğü anın hikâyesidir. O, Kırklareli’nin bereketli topraklarında doğmuş, ancak çelikten bir inancı İstanbul’un karmaşık sokaklarına taşımış bir ülkü neferiydi. Adı Mehmet Ali İnce’ydi. Gençti, sadece 30 yaşındaydı; evliydi ve gözlerinde geleceğin umudu parlayan iki evlada babalık yapıyordu.
Alibeyköy-Esentepe’de ikamet ediyordu. Orası sadece bir ev değil, Mehmet Ali ve ailesi için, vicdanın ve inancın bir kale gibi korunduğu bir ocaktı. Onların varlığı, karanlık günlerde dahi sarsılmaz bir duruşun, nesilden nesile aktarılan ülkücü adanmışlığın en saf timsaliydi.
GÖREVİN SESİ VE TEHLİKEYE ADIM
Takvimler 21 Eylül 1979’u gösteriyordu. Dışarıdaki kasvetli havanın aksine, Esentepe’deki evlerinde sıcak bir sükûnet hüküm sürüyordu. Mehmet Ali İnce, evinin huzurunda otururken, o an beklenen ama asla istenmeyen o sesle irkildi: Kapıya vuran sert ve hızlı darbeler.
Huzur aniden bir tehdide dönüşmüştü. Yerinden kalkarken, sadece bir kapı çalınmasından çok daha fazlası olduğunu biliyordu. Dudaklarından dökülen fısıltı, bir tevekkül duasıydı: "Hayırdır İnşaallah…"
Kapıya yöneldi. Bir kahramanın en büyük sınavı, tam da o eşikte, bilinmeyene doğru atılan tereddütsüz adımdır.
TEREDDÜTSÜZ SON EŞİK
Mehmet Ali, sesini yükselterek sordu: "Kimsiniz?"
Kapının ardındaki gölgeler, aradıkları kişiyi, MHP Eyüp İlçe Başkanı olan ağabeyini net bir şekilde dile getirdiler: "Başkan nerede? Başkanı arıyoruz."
O an, tüm hayatının anlamı, o tek soruya sığdı. Ağabeyi aranıyordu. Kapı açılırsa, karanlık içeri dolacak, aile ocağı hedef alınacaktı. Mehmet Ali İnce, bir saniye bile duraksamadı. Ne ailesini ne de canını düşündü; sadece davasının ve ailesinin güvenliğini düşündü.
Hiç tereddüt etmeden, o kapıyı açtı. O, ağabeyi için, ailesinin inancı için, düşmanlarının karşısına dikilen canlı bir kalkan oldu. Kapının açılmasıyla birlikte, karanlık, pususunu bekleyen kurşunlarla cevap verdi.
ŞEHADETİN MUHTEŞEM SONU
Kurşunlar, sadece genç bir bedene değil, bir ülküye ve adanmışlığa isabet etti. Mehmet Ali İnce, ağır yaralarla o evin eşiğinde düştü. O karanlık anın ardından, bütün insani çabalar seferber edildi. Hastaneye kaldırıldı, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide yiğitçe direndi. Ancak vatanına ve davasına olan borcunu en yüce bedel ile ödemişti.
21 Eylül 1979 günü, Esentepe’nin o sarsılmaz yüreği, sonsuzluğa yürüdü. O, sadece bir can kaybetmedi; kendi hayatını feda ederek, davanın onurunu ve ailesinin haysiyetini korudu. Mehmet Ali İnce, adını 30 yıllık hayat defterine değil, milletinin ebedi kahramanlık destanına yazdırdı.
"Korkakların sustuğu yerde, kapıyı açmak için ileri atılan o son adım, bir yiğidin kendi kaderini bir milletin tarihine mühürlediği andır."