"Bazı ruhlar, geleceğe ışık tutmak için sadece bilgi değil, canlarını da feda ederler. Fehim Erişti, o ışığın sönmeyen meşalesidir."
KİMLİK VE KÖKLERİN EFSANESİ
1942 senesinde, Anadolu’nun zorlu coğrafyasında, Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı Yavuz Köyü’nde bir yiğit doğdu: Fehim Erişti. O, sadece bir köylü çocuğu değil, milletinin fikri harcını yoğuracak büyük bir idealin tohumuydu. Henüz genç yaşta, bilgiye olan susuzluğu onu ülkesinin en köklü eğitim yuvalarına taşıdı; Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Tarih bölümünde okuyarak, geçmişten geleceğe köprü kuracak ilmin yükünü omuzladı. Bir ömrü boyunca taşıyacağı o ulvi unvanı kazandı: Öğretmen.
BİLİM VE ADANMIŞLIK YOLCULUĞU
Fehim Erişti’nin hayatı, memleket sevdasıyla yazılmış destansı bir mücadeleydi. Erzurum Kâzım Karabekir Eğitim Enstitüsü’nde hocalık yaparken, idealist duruşu ve sarsılmaz inancı nedeniyle hedef tahtasına konuldu. Karanlık, onun yükselttiği ışığı söndürmek istedi, ama başaramadı. Sürgün kararı geldi; Erzurum’dan Rize İmam Hatip Lisesi’ne gönderildi. Bu, onun için bir ceza değil, davasına olan adanmışlığının çelikleşmiş bir nişanıydı. Sürgün edildiği her yer, onun için yeni bir cephe, yeni bir irfan ocağı oldu.
O, aynı zamanda büyük bir ailenin reisiydi. İlk eşinin erken vefatının acısını yüreğinde taşımasına rağmen, geride kalan dört evladına hem anne hem de baba oldu; Prof Dr. Bahadır Erişti, Psikiyatri Uzm Dr Ali Erişti, Kütüphane Personeli Bahadır Erişti ve Mehtap Lafcı (Erişti). İkinci evliliğini yapmış olsa da, evlatları onun mirasının en büyük kanıtıydı. O, cephede bir ülkücü, evde şefkatli bir babaydı.
İDEALLERİN ÇELİKLEŞMİŞ DURUŞU
Fehim Erişti, Ülkücü hareketin eğitim alanındaki yüzü olan ÜLKÜ-BİR’in onurlu bir üyesiydi. O, kürsüden indirilip, Rize’nin dar sokaklarına sürülse de, gönlündeki ülkü meşalesini asla söndürmedi. Her sabah göreve yürüyüşü, bir öğretmenin okula gidişi değil; zulme ve ihanete karşı bir Türk milliyetçisinin kararlı duruşuydu. O, sadece tarih dersi vermiyordu; karakter, şeref ve vatana adanmışlık dersi veriyordu.
ONUR GÜNÜ: 18 NİSAN 1979
Tarih 18 Nisan 1979’u gösterdiğinde, Rize, bir kahramanın alın yazısını izleyecekti. Sabahın erken saatleriydi. Saat tam 08:20 sularında, Fehim Öğretmen, o günkü dersini vermek üzere evinden çıktı. Bilmiyordu ki, yürüdüğü yol, hayatının değil, ebediyetinin ilk adımıydı.
Karanlık bir pusu kurulmuştu. Onu susturmak isteyen devrimci solcu militanlar, bir eğitim neferini, bir fikir adamını hedef almışlardı. Fehim Erişti’yi gördükleri anda, kalleşçe bir şekilde silahlarını ateşlediler. Tek bir ruha karşı, kandan beslenen bir kin kusuldu.
SON DERS VE EBEDİYET
O an, tarihe geçen bir fedakârlık anıydı. Fehim Erişti’nin aziz vücuduna tam on bir kurşun isabet etti. On bir mermi; her biri bir ülküye, bir bayrağa, bir vatan sevdasına sıkılmıştı. O, sadece canını vermedi; canını, inandığı değerler uğruna, bir kalkan gibi siper etti.
Ağır yaralı halde hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken, o yolda, Rize’nin soğuk asfaltında, son nefesini milleti için verdi. Fehim Erişti, bir öğretmen olarak doğdu, bir ülkücü olarak yaşadı ve 18 Nisan 1979’da, şehadet mertebesine ulaşarak, karanlık çağlara karşı direnişin en büyük dersini verdi.
"Şehit Fehim Erişti, sadece 11 kurşunla değil; milleti uğruna verdiği son nefesle, karanlık çağlara direnişin ve ebedi bir adanmışlığın adını kanıyla tarihe yazdırmıştır."