"Vatan aşkı, en genç fidanların bile kök saldığı bir destandır; Ramazan Oğuz ise, bu destanın 25 yıllık ölümsüz nefesi oldu."
GİRİŞ: YAKACIK’TAN YÜKSELEN GÜNEŞ
Antalya’nın bereketli topraklarında, Gazipaşa’nın kalbi olan Yakacık Köyü’nde yeşeren bir fidandı Ramazan Oğuz. Beş kardeşin onurlu ferdi, 25 yaşının baharında, geleceğe dair tüm umutları taşıyan, bekâr bir Anadolu yiğidiydi. O, sadece bir evlat değil, millete adanmış bir ruhun temsilcisiydi.
ADANMIŞLIĞIN YOLCULUĞU VE MİLLİ RUHUN ÖĞRETMENİ
Ramazan Oğuz’un yolu, Bitlis’in uzak ilçesi Mutki’de başladı. Zorlu coğrafyalarda görev alarak, genç yaşında vatanın her köşesine ışık taşıma yeminini yerine getirdi. Ancak yüreği, çok sevdiği mesleğini kendi ocağında sürdürme arzusundaydı. Gazipaşa’ya tayinini isteyerek, Gazipaşa Lisesi’nin koridorlarında binlerce gence milli şuurun ve vatanperverliğin dersini verdi.
O sadece bir öğretmen değildi; o, Ülkücü Harekete gönül vermiş, davasına adanmış bir liderdi. Ülkücü Öğretmenler Derneği (Ülkü-Bir) Gazipaşa Şubesi’nin başkanlığını üstlenerek, idealist öğretmenlerin sarsılmaz kalesi haline gelmişti. Onun duruşu, 1980’lerin çetin ve karanlık günlerinde dahi asla eğilmedi. O, cesareti ve dürüstlüğü temsil ediyordu.
O KARANLIK CUMA VE SON KARŞILAŞMA
Takvimler, 19 Eylül 1980 Cuma gününü gösteriyordu. Memleketin üzerine kara bulutların çöktüğü o hain dönemde, Ramazan Öğretmen bir arkadaş ziyaretinin ardından geç saatlerde evine dönüyordu.
Kaderin ağı, tam da o an kuruldu. Evinin yakınlarında, yaralı bir militanı tedavi ettirmek amacıyla bir doktoru aramaya gelen iki komünist militan, aradıklarını bulamayıp geri dönerken, sokakta Ramazan Öğuz’la burun buruna geldiler. Aydınlık ile karanlığın, iman ile ihanetin çarpışacağı o an, yaşanmak üzereydi.
FEDAKARLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ: SİLİNMEYEN İZ
Hainler, Ramazan Oğuz’u anında tanıdılar. Onun dik duruşunu, milliyetçi kimliğini ve vatanperver ruhunu biliyorlardı. O an, ihanet dolu sesleri yankılandı: "Bu da bizden değil!"
Bu söz, Ramazan Öğretmen’in hayatının özeti oldu: O, milletine ve davasına sadık kalan, satılmayan bir kahramandı. İki kızıl it, onu zorla, evinden sadece 40-50 metre mesafedeki o karanlık portakal bahçesine, adını kanla yazacağı Silcan ormanına doğru sürükledi.
Ne bir yargılama, ne bir duraksama... Ramazan Öğretmen, şehadet şerbetini içmeye hazırdı. Onların hedefinde sadece bir can yoktu, genç bir öğretmenin taşıdığı milli ruh vardı. Alçakça, beynine tek bir kurşun sıkarak, 25 yıllık ömrünü vatan uğruna mühürlediler.
Ramazan Oğuz, o karanlık gecede düştü. Ama onun düştüğü yer, sıradan bir toprak parçası değil, Anadolu’nun şahitlik ettiği bir kahramanlık menkıbesi oldu.
YÜREKLERİN TEKBİRİ: VEDA
Ertesi gün, şehadetin haberini alan binlerce yürek yasa boğuldu. Görev yaptığı Gazipaşa Lisesi’nde düzenlenen tören, bir yas değil, adanmışlığa saygı duruşu niteliğindeydi.
Öğrencileri, meslektaşları ve yoldaşları tarafından dualarla omuzlara alınan Ramazan Oğuz, daha sonra Gazipaşa Yakacık Mezarlığı’na doğru yola çıktı. Binlerce vatan sevdalısı, tekbir sesleri eşliğinde, bu genç kahramanı sonsuzluğa uğurladı. Onun toprağa verilişi, Ramazan Öğretmen’in davasının asla bitmeyeceğine dair verilen ebedi bir sözdü.
"Gazipaşa'nın toprağına düşen o tek kurşun sesi, genç bir öğretmenin bitmeyen dersini haykıran, ebedi bir destana dönüştü."