"Bazı insanlar hayatı uzatır; bazıları ise yirmi beş yıla bir milletin şerefini sığdırır."
KİMLİĞİ VE KÖKLERİNDEN GELEN RUH
O, sadece bir isim değildi; bir mücadelenin mührüydü. Ülkücü Şehit Necati Çakıcı, Karadeniz’in çelikten yoğrulmuş ruhunu taşıyan bir yiğitti. Doğduğu yer, Trabzon’un Arsin ilçesi, ona dağların metanetini ve dürüstlüğünü miras bırakmıştı. Gençti, sadece 25 yaşındaydı. Ancak omuzlarında taşıdığı yük, genç bir esnafın rızk arayışından çok daha büyüktü.
ADANMIŞLIK VE DİRENİŞİN GÜLTEPE’Sİ
Necati Çakıcı, ailesiyle birlikte İstanbul’un karmaşık ve tehlikelerle dolu sokaklarında, Gültepe semtinde yaşam mücadelesi veriyordu. Mesleği basitti; bir nalburiye dükkânı işletiyordu. Elleri nasırlı, yüreği iman doluydu. O, gündüzleri alın teriyle ailesinin rızkını kazanırken, geceleri ülkücü mücadelesinin yılmaz bir neferi olarak bayrağı taşıyordu. Onun dükkânı, sadece çivi ve malzemelerin satıldığı bir yer değil, aynı zamanda inancın ve adanmışlığın da bir siperiydi. 1978 yılının o karanlık günlerinde, o genç yürek, ülkesi için her an fedaya hazırdı.
O KARANLIK EYLÜL GÜNÜ: 18 EYLÜL 1978
Takvimler 18 Eylül 1978’i gösterdiğinde, İstanbul göğü bir yiğidin şehadetiyle sarsılacaktı. Necati Çakıcı, dükkânındaydı; ekmeğini kazanma çabasındaydı. Ancak kahpece ve korkakça tasarlanan bir pusu, o gün dükkânını bir savaş alanına çevirdi.
O karanlık gücün temsilcileri, er meydanına çıkma cesareti gösteremeyen alçaklar, önce dükkânı bombalayarak dehşet saçtılar. Bu, Necati Çakıcı’nın sarsılmaz duruşuna ve inancına duyulan kinin en açık göstergesiydi. Sesler kesilmeden, kahpe yürekli komünistler, bombanın yarattığı kargaşayı fırsat bilerek dükkânı kurşun yağmuruna tuttular.
ŞEHADETİN SON NEFESİ
Necati Çakıcı, dükkânını siper edinerek inancından bir adım dahi geri atmadı. Satır araları eksik olan o an, aslında en büyük kahramanlığı anlatmaktadır: Dükkânı yerle bir edilirken bile, o genç esnaf, ne namusundan ne de davasından vazgeçti. Aldığı kurşunlar, can pazarında verdiği mücadelenin nişanı oldu. O kurşunlar, 25 yıllık ömrün sonunda, şehadet mührünü Necati Çakıcı’nın alnına vurdu.
Düştü. Ancak düştüğü yer, sıradan bir zemin değil; uğruna mücadele ettiği davanın toprağıydı. 18 Eylül 1978’de, İstanbul’da, genç bir fidan can verdi; ama geride bıraktığı mücadele ateşi hiç sönmedi. Na’şı, Gültepe Sanayi Mahallesi mezarlığına, adanmışlığının ebedi mekânına defnedildi. Bir baba, bir esnaf ve en önemlisi bir ülkücü şehit olarak, vatan toprağının sadık bekçisi oldu.
"Fedakârlık, adını tarihe yazdırmak için yaşamak değil, yazılan destanın ortasında destansı bir şekilde ölmektir."