"Bazı hayatlar karanlığın ortasına bir meşale gibi atılır; bedelini bilirler, yine de geri dönmezler."
KÖYDEN BÜYÜK DAVAYA YÜRÜYÜŞ
Yılmaz Kızılay… Bir neslin adanmışlık yemininin vücut bulmuş haliydi. Ömrü kısa, davası ise ebediydi. 27 yıllık hayat yolculuğu, memleketin sarsıldığı o çalkantılı dönemde, Bartın’ın incisi Amasra’nın sinesinden, Göçgün Köyü’nün temizliğinden beslenerek başladı. O, sadece bir meslek edinmek için yola çıkmadı; ulusunun geleceğini inşa etme vizyonuyla hareket etti. Ankara Yapı Sanat Lisesi’nde temelleri attı, ardından Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’ndan mezun olarak, eline kalem ve bilgiyi alarak, yurdun aydınlanmasına talip oldu. Onun hedefi, sadece duvar örmek değil, yıkılmayacak karakterler inşa etmekti.
İDEALLERİN KALESİ: ANKARA VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Gençlik yılları, ideallerin en keskin bilendiği, inancın en ateşli yaşandığı Ankara’da geçti. O, sadece okumakla yetinmedi; Ülkücü Gençlik Derneği saflarında aktif görevler alarak, fikir mücadelesinin en ön cephesine yürüdü. Yılmaz Kızılay, kuru bir teorisyen değil, bir eylem adamıydı; ÜLKÜ BİR çatısı altında, milletinin birliği ve dirliği için verilen kutsal kavgaya omuz verdi. O, Türkiye’nin dört bir yanını saran kaosa karşı duran, gönlünde vatan sevgisinden başka hiçbir hesap taşımayan, pırıl pırıl bir ülkü eriydi.
ADANA’DA BİLGİ VE CESARET NÖBETİ
Edindiği yüksek teknik bilgiyi, bu kez mücadelenin en zorlu alanlarından birine, Adana’ya taşıdı. Adana Yapı Meslek Lisesi’nde öğretmenlik yapıyordu. Bilgiyi ve ahlakı, genç zihinlere nakşederek, geleceğe dair umudu korumanın en kutsal görev olduğunu biliyordu. Onun lojmanı, sadece bir dinlenme yeri değil, aynı zamanda karanlığın kuşattığı bir şehirde, aydınlığı savunanların son karargâhıydı. Tehlike yakındı, duvarlar titriyordu; ama öğretmen Yılmaz Kızılay ve arkadaşları, cephedeki erler gibi, görev yerlerini terk etmediler.
18 EYLÜL 1979: ALTI YÜREK VE SON SESSİZLİK
Takvimler 18 Eylül 1979’u gösteriyordu. Adana’daki bekar öğretmenler için tahsis edilmiş olan okul lojmanı, o gece bir kahramanlık menkıbesine sahne oldu. Saat 23.45 sularında, ülkücü gençliğin ve eğitimin temsilcileri olan bu altı yiğit, bir grup komünist militanın alçakça ve silahlı baskınına uğradı.
O anlara dair feci detaylar, tarih kayıtlarında kalsa da, geride kalan o derin ve acı gerçek şudur: Yılmaz Kızılay, yirmi yedi yıllık ömrünün en son saniyesinde bile, arkadaşlarıyla birlikte, inandığı değerler uğruna geri adım atmadı. Onlar, bir okul çatısı altında, kendi öz vatanlarında, sadece öğretmen oldukları için hedef alındılar.
SON NEFES VE ECDADIN MÜHRÜ
Yılmaz Kızılay, 5 öğretmen arkadaşıyla omuz omuza, eğitim meşalesini son nefesine kadar taşıdı. Baskın anının vahşeti, onların cesaretinin büyüklüğünü örtemez. Karanlık, gece yarısı sessizliğini silah sesleriyle böldüğünde; altı ülkü erinin fedakarlığı, Adana semalarında bir şafak gibi yükseldi.
Onlar, ne korkuya ne de zulme boyun eğdi. Onlar, 18 Eylül 1979 gecesi, canlarını vatanlarına ve ideallerine armağan ederek, adlarını şehitler kervanına, yedi düvele karşı dik duruşun abide isimleri arasına yazdırdılar.
"O, sadece 27 yıl yaşadı. Ancak 18 Eylül 1979 gecesi, altı yürek bir ulusun hafızasına kazınarak, karanlığa karşı eğitimin ve inancın daima ayakta kalacağını haykırdı."