“Korku, bir milletin en onurlu evladını bile hapsedemez. O’nun yürüyüşü, bir öğretmenin sadece tahtaya değil, tarihe yazdığı dersin adıdır.”
KİMLİĞİ VE YÜKLENİLEN VAZİFE
O, bir isimden ibaret değildi; bir davanın ve sarsılmaz bir inancın sembolüydü. Türk Milliyetçiliği idealine yüreğini adamış, Ülkücü mücadelenin Aybastı’daki çelikleşmiş duruşuydu: Şehit MUHSİN TOKAT. Ordu’nun Aybastı ilçesinde, vatanın zorlu coğrafyasında doğmuş, 18 NİSAN 1980 günü, adını şehadetle mühürleyeceği o karanlık güne kadar, ideallerine sadık kalmıştı.
AYBASTI’NIN IŞIĞI VE AİLE SANCAĞI
Muhsin Tokat, mesleklerin en kutsalını icra eden bir Öğretmen'di. O, sadece çocuklara bilgi değil, vatan sevgisi ve iman öğretiyordu. Evliydi ve geride bıraktığı üç evladı vardı; onlar, O’nun bu topraklara olan bağlılığının ve geleceğe dair umutlarının somut nişaneleriydi. Kayınpederi İbrahim Tataroğlu ile kurduğu aile bağı, O’nun sadece kişisel değil, toplumsal bir direnişin de parçası olduğunu gösteriyordu. O’nun yaşamı, Aybastı’da kurulan bir ideal yuvasıydı.
TEHDİT RÜZGÂRI VE ONURLU DİRENİŞ
Ülkücü mücadelesi sebebiyle, Muhsin Tokat hedef haline gelmişti. Devrimci solcu-komünistlerin karanlık tehditleri, O’nun sadece canına değil, en kutsal görevi olan öğretmenliğine de uzanıyordu. Tehditler açıktı, buyruk kesindi: Okula gitmeyecek, görevini bırakacaktı. Amaçları, sadece bir vatanseveri durdurmak değil, Aybastı’nın üzerine çökmek isteyen ideolojik karanlığa itaatini sağlamaktı. Muhsin Tokat, bu tehditlere boyun eğmeyi reddetti. Bir Ülküdaş için bu baskı, katlanılmaz bir hakaret, onur kırıcı bir zilletti.
O SON KARAR, O KUTLU YÜRÜYÜŞ
Tarih 18 NİSAN 1980’i gösterdiğinde, tehditler en ağır noktasına ulaşmıştı. Ailesi, canının tehlikede olduğunu bilerek, O’nu korumak için harekete geçti. Kayınpederi İbrahim Tataroğlu ve kayınbiraderi, durumu resmi mercilere bildirmek üzere karakola giderken, Muhsin Tokat’a evden ayrılmaması için yalvardılar. Ancak Muhsin Tokat’ın içindeki kahramanlık ateşi bu tembihlere sığmadı.
O an, bir karar anıydı; korku ve görev arasında bir seçim yapılacaktı. O, tehlikenin büyüklüğünü biliyordu, ancak içine sinmeyen o hakaret, tüm korkulardan daha büyüktü: "Kimin vatanında kimi tehdit ediyorlardı?" Bu soru, O’nun son yürüyüşünün parolası oldu. Kimseye haber vermedi; zira bu, O’nun tek başına üstlendiği, geri dönüşü olmayan bir onur mücadelesiydi. Sessizce, fedakârlığın yüce adımıyla evden çıktı ve görevine doğru yürüdü.
EBEDİ HÜKÜM VE ŞEHADET
Muhsin Tokat, Aybastı’nın çocuklarına ışık götürdüğü yolda, Okuluna yaklaşmıştı ki, pusuda bekleyen devrimci solcu-komünist militanlar O’nu gördüler. O’nun tehdide rağmen işine gitme cüretini, teslim olmama kararını cezalandırmak istiyorlardı. Silahlar ateşlendi. Hain kurşunlar, bir öğretmenin ve bir davanın erinin sarsılmaz göğsüne isabet etti. Muhsin Tokat, aldığı çok sayıdaki yara ile görev yerinin eşiğinde, davasının sancağını bırakmadan düştü. Olay yerinde şehit oldu.
O’nun kanı, Aybastı’nın toprağını suladı. O, sadece bir can vermedi; zulme karşı eğilmeyeceğinin, tehdide karşı kaçmayacağının destansı ispatını bıraktı. Muhsin Tokat, 18 NİSAN 1980 günü, bir eğitimci olarak başladığı yolculuğunu, vatanın bekası için canını feda eden bir kahraman olarak tamamladı.
“O’nu vuran kurşunlar, sadece bir bedeni durdurdu. Ama o gün Aybastı’da, bir şehidin adımıyla başlayan cesaret, asla bitmeyecek bir destan olarak yeryüzüne yayıldı.”