“Bütün kahramanlar, sadece düştükleri yere değil, uğruna yürüdükleri ateşe göre anılır.”
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YUVASI
Yayladağı… Hatay’ın Yeditepe beldesi, bir yiğidi vatan toprağına emanet etmişti: Ülkücü Şehit Ahmet Güleç. O, sadece bir birey değil, Anadolu’nun ilim ve imanla yoğrulmuş ruhunun ta kendisiydi. 38 yıllık kısacık ömrü, bir meşalenin en gür alevini taşıyacaktı.
EĞİTİM YOLCULUĞU VE MİLLİ DURUŞ
O, kalemini kılıç bilenlerdendi. Düziçi Haruniye Öğretmen Okulu’ndan aldığı eğitimi, Erzurum Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü’nde aydınlık bir ideale dönüştürdü. Ahmet Güleç, bir sınıfın dört duvarı arasına sığmayacak kadar büyük bir amaca sahipti. Türkiye’nin dört bir yanındaki görevleri, onun sadece bir meslek erbabı değil, milletinin geleceği için koşan bir nefer olduğunun kanıtıydı. Kırıkhan ilçesindeki Yatılı Bölge Okulu’nda müdürlük yaptığı dönem, onun sadece ders veren değil, geleceğin mimarı olan lider duruşunu pekiştirdi.
VAZİFENİN SON İSTİKAMETİ VE AİLE OCAĞI
Vatan onu 1979 yılında Adana’ya çağırdı. Yapı Meslek Lisesi’ne çıkan tayini, hayatının son ve en zorlu cephesi olacaktı. Ahmet Güleç, bu kutlu yola çıkarken arkasında, fedakarlığının bedelini ödeyecek bir yuva bırakıyordu: Eşi ve iki çocuğu vardı. O, ailesine duyduğu sevgi kadar, davasına ve milletine adanmışlığın ağırlığını omuzlarında taşıyan bir kahramandı. Bilirdi ki, bazı değerler için ödenecek bedel, şahsi saadetin üstündedir.
O KARANLIK GECEDE DİRENİŞ
Ve takvimler, fedakarlığın ve hainliğin buluştuğu o karanlık günü gösterdi: 18 Eylül 1979. Gece, 18’i 19’a bağlarken, saatler 23.45’i gösteriyordu. Ahmet Güleç, Adana’da, bekar öğretmenler için tahsis edilmiş okul lojmanında bulunuyordu. O bina, ilmin ve irfanın sığınağı olmalıydı; ancak, karanlık zihniyetler burayı hedef aldı.
YÜREĞE SİPER OLMA ANI VE ŞEHADET
Bir grup komünist militan, barışın ve bilginin yuvasına silahlı baskın düzenledi. Bu, sadece bir saldırı değil, aydınlığa karşı açılmış bir savaştı. Ahmet Güleç ve beraberindeki beş öğretmen arkadaşı, sayıca az, savunmasız ancak inançlarıyla devleşmişlerdi.
O anların dehşeti, kuru satırlara dökülmemiştir; hangi adımı attığı, nasıl direndiği tarihin sisleri arasında kalsa da, bilinen tek bir gerçek vardır: Ahmet Güleç, meslektaşlarıyla birlikte, değerlerini terk etmemeyi seçerek, alçaklığa boyun eğmedi. Onlar, lojmanın o dar koridorlarında, karanlığa karşı inancın ve duruşun son kalesi oldular.
18 Eylül 1979 gecesi, Adana’da altı onurlu öğretmen; altı yiğit, hain bir pusu sonucu şehadet mertebesine ulaştı. Onlar, sessizliğe gömülmüş bir kahramanlık hikayesinin başkahramanlarıdır. Ahmet Güleç, 38 yaşında, 6 meşalenin sönmez ateşi olarak tarihe yazıldı.
“Öğretmenler, inançları için canlarını feda ettikleri zaman ölmezler. Onlar, sonsuza dek bir milletin hafızasında altı yıldız olarak parlar.”