"Bazı adamların kaderi, sadece yaşamak değil, karanlığın en koyu anında davasına siper olmaktır. Ali Hazar, o çelikten siperdi."
BİR ATEŞTE DOĞUŞ: 1978’İN ALIN YAZISI
1954 yılında, Elazığ’ın yiğit toprağı Sivrice’de doğdu. Takvimler, gençliğini en çetin sınavların verildiği 1978 yılına getirdiğinde, Ali Hazar henüz yirmi dört bahar görmüş bir fidandı. O, sadece bir birey değil; ailesinin direği, milletinin vicdanıydı. Sekiz kardeşin—beş kız, üç erkek—en büyüğü olarak omuzlarına yüklenen sorumluluk, genç yaşta onu sadece evin reisi değil, büyük bir davanın da öncüsü yapmıştı. O, ekmeğini alın teriyle kazanan bir işçiydi; ancak ruhunda taşıdığı iman, onu ölümsüz bir mücahide dönüştürecekti.
ELAZIĞ’IN VİCDANI VE YEMİNLİ ADANMIŞLIK
Ali Hazar, hayata sıradan bir belediye işçisi olarak atılmıştı; 1976 yılında Elazığ Belediyesi’ndeki görevi, onun halkına hizmet etme yoluydu. Fakat onun sadakati sadece mesleğine değildi. Elazığ’da, bir idealin bayrağını en ön safta taşıyanlardandı. O, ülkücü hareketin sadece bir mensubu değil, Elazığ Ülkü Ocakları’nın kurucuları arasında yer alan, davasının ilk taşlarını elleriyle döşeyen bir öncüydü. Bir eş ve bir evlat babasıydı; yüreğinde ailesinin sıcaklığı, ruhunda ise vatan aşkının destanı yanıyordu.
VATAN NÖBETİ VE SON SEÇİM
Son görev yeri, Malatya-Elazığ yolu üzerinde bulunan, 1800 Evler semtindeki belediyeye ait depoydu. Onun nöbeti, sadece depo bekçiliği değildi; o, şehirdeki düzenin, halkın malının ve manevi değerlerinin koruyucusu, adeta bir sınır karakolunun sessiz neferiydi. Biliyordu ki, memleketin üzerine çöken karanlık, ideallere en umulmadık yerlerde pusu kuruyordu. O, bu bilinçle, her sabah evinden ayrılıp, namlusunu davasına doğrultanlara karşı çelikten bir duruş sergilemek üzere görev yerine gidiyordu.
15.30 VE KAHRAMANIN DÜŞÜŞÜ
O karanlık gün, 15 Eylül 1978 Cuma günü, takvimlere kanlı harflerle yazılacaktı. Saat 15.30 sıralarıydı. Ali Hazar, emanetine sadakatle nöbet tutarken, hain bir saldırının hedefi oldu. Cephede değil, görevinin başındaydı. Komünist militanlar, otomatik silahların soğuk ihanetiyle sessiz depoya saldırdılar.
Ali Hazar, geri adım atmadı. Kaçmayı düşünmedi. O, kurduğu ocağın, yemin ettiği davanın şerefi için orada, yalnız başına durdu. Saldırı şiddetli ve acımasızdı. Vücuduna isabet eden tam dokuz kurşun yarası, onun ne denli kararlılıkla direndiğinin, son nefesine kadar fedakârlığının bedeli oldu. Dokuz darbe, dokuz yara, onun destanının mühürüydü.
Kahraman Ali Hazar, görevli bulunduğu depoda, Malatya-Elazığ yolu üzerinde, ideallerinin bekçiliğini yaparken, olay yerinde şehit düştü.
BİTMEYEN MİRAS
Elazığ’ın yiğit işçisi, Ocak kurucusu Ali Hazar, gençliğini, ailesini ve hayatını bir yemin uğruna feda ederek, 1978 Eylül’ünün en onurlu şehitlerinden biri oldu. Geride, uğruna canını verdiği bir çocuğu ve 8 kardeşine bıraktığı onurlu bir soyadı kaldı. Cenazesi, binlerce yanan yüreğin dualarıyla Elazığ merkez Aksaray mezarlığına defnedildi. O, sadece toprağa değil, milletinin hafızasına gömülmüştür.
"Bazı savaşlar, bir depoda, bir bekçi nöbetinde kazanılır. Ali Hazar, duruşuyla yaşadı, dokuz kurşunla bir destan yazdı ve yenilmez bir hatıra bıraktı."