"Bazı ruhlar vardır; fırtına dinmez, onlar direnişin en sarsılmaz direği olurlar."
ELÂZIĞ’IN TOPRAĞINDAN YÜKSELEN SES
Mustafa Korkmaz... Bu isim, bir dönemin sadece acısını değil, aynı zamanda şan ve şeref dolu direnişini de temsil eden bir mühürdür. O, Elâzığ’ın kalbinde doğan, yiğitliğiyle anılan ve inancıyla çelikleşen bir vatan evladıydı. Tarih, 15 Eylül 1978’i gösterdiğinde, henüz genç ve verimli bir hayatın tam ortasında, üzerine çöken o karanlık gün, onun adını sıradan bir hayat hikayesinden çıkarıp, milletinin hafızasına destansı bir Ülkücü Şehit olarak kazıdı.
ESNAF CÜBBESİNDEKİ KAHRAMAN
Mustafa Korkmaz, sırtında taşıdığı Ülkü sancağı kadar, alın teriyle de onur duyuyordu. Mesleği gereği bir Esnaf, bir zanaatkar, bir mobilyacıydı. Elâzığ'ın 1800 Evler mevkiinde, elleriyle ahşaba hayat veriyor, evlere sıcaklık ve yuva inşa ediyordu. O, hayatın tam da üretkenlik ve huzur gerektiren cephesinde duruyordu; ancak 1970'lerin o çetin, kanlı ortamında, onun dükkanı sadece mobilya atölyesi değil, aynı zamanda vatanperver duruşunun da kalesiydi. O, sadece eşya yapan bir usta değil, inandığı değerleri hayatının merkezine koyan, tehlikenin göbeğinde bile geri adım atmayan sessiz bir kahramandı.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Elâzığ’ı sarmalayan ihanet rüzgarları ve bölücü ideolojilerin tehdidi, Mustafa Korkmaz gibi yiğitleri hedef tahtasına oturtmuştu. O, mücadelesini sokak çatışmalarında değil, dürüstlüğü ve sarsılmaz duruşuyla veriyordu. Ancak bu mertlik, alçaklığı kendine şiar edinmiş olanların gözünde affedilemez bir suçtu.
SON GÖREV: BEŞ GÖLGENİN SALDIRISI
O talihsiz gün, bir değil, iki değil; sayıları beş kişiyi bulan, devrimci solcu-komünist militanlar, namlunun gölgesinde, haince bir planla harekete geçtiler. O gün ne yaşandı, o yiğit adam son nefesine kadar nasıl direndi? Detaylar bazen kahramanlık karşısında sessizliğe bürünür. Bildiğimiz tek bir gerçek vardı: Beş silahlı gölge, tek bir adamın üzerine yürümüştü.
Mustafa Korkmaz, sayıca ve silah gücüyle orantısız bu kalleş saldırı karşısında boyun eğmedi. O anın dehşeti ve çaresizliği içinde dahi, o yüce inancın getirdiği cesaretle, karanlığın üzerine kararlılıkla yürüdü. O, bir esnaf olarak hayata tutunurken, bir Ülkücü olarak inançları uğruna en büyük bedeli ödedi. 15 Eylül 1978'de, Elâzığ toprakları, yiğit bir evladının, milletinin geleceği için attığı son adımla sarsıldı. Silahların sustuğu anda, bir Ülkücü Şehit doğmuştu.
KAPANAN PERDE, AÇILAN DESTAN
Mustafa Korkmaz, mobilyalarını yaptığı evlerde değil, inancının sarsılmazlığında kendine sonsuz bir makam edindi. O, sadece öldürülmedi; ölümsüzleşti. Onun kanı, Elâzığ’ın toprağına, gelecekteki nesillerin cesaretle yürüyeceği yolları işaret eden bir fidana can verdi.
"Onun adı artık sadece bir isim değil, inanç uğruna bedel ödemenin, haine karşı dimdik duruşun destansı bir sembolüdür."