"Yirmi yaş, bir ömrün baharı değil, bir milletin en çetin kışına siper edilen kalkanıdır. Enver Aksın, o kalkanın adı oldu."
BİR GENÇ YÜREĞİN ÇAĞRISI (KARS'TAN İSTANBUL'A)
Adı Enver Aksın. Kimliği, üzerinde taşıdığı en şerefli unvanla başlıyordu: Ülkücü. Kars’ın Digor ilçesinden fışkıran bir filizdi o; Anadolu'nun saf ve çelikten iradesini taşıyan bir ruh. Henüz hayatının yirminci baharını sürerken, yeryüzündeki rolü sadece bir İşçi olarak tanımlanmıştı. Ama Enver Aksın, elinin nasırlarını, yüreğinin davasına adayanlardandı. O, sadece bir yevmiye peşinde koşan biri değil, İstanbul’un kalabalık caddelerinde, Gaziosmanpaşa Pazariçi semtinde, ülkü uğruna sessizce nöbet tutan bir neferdi.
MİLLETİN DAVASINA ADANMIŞLIK YEMİNİ
Büyük şehir, o karanlık günlerde bir fırtına yatağıydı. Türk milliyetçiliğine gönül veren bu genç yiğit, Pazariçi’ndeki MHP lokaline ayak bastığı her an, sadece çay içip sohbet etmiyor; kardeşleriyle bir arada duruşunu pekiştiriyordu. O günlerin baskısı ağır, tehlikesi büyüktü. Komünistlerin artan zulmü ve tehditleri, Enver Aksın’ı geriye değil, daha da ileri itti. O, baskıya boyun eğmek yerine, daha organize bir mücadele için adım attı. Pazariçi’ndeki omuz omuza duruşu yetmeyince, fedakârlığını bir üst seviyeye taşıyarak Eyüp MHP İlçe teşkilatında hizmete devam etti. Bu, bir geri çekilme değil, ateşin tam ortasına cesaretle yürüme kararıydı. O, yirmi yaşındaki bir gencin verebileceği en kutsal sözü vermişti: Yaşanılan coğrafyanın kaderi onun omuzlarındaydı.
15 EYLÜL 1979: SON SİPER
Tarih, 15 Eylül 1979’u gösteriyordu. O gün, İstanbul’un üzerinde ölümün gölgesi dolanıyordu. Enver Aksın, Pazariçi semtinde, Ülkücülerin sığınağı, bir nevi son siperi olan kahvehanedeydi. Bu mekân, onların sadece oturduğu bir yer değil, aynı zamanda inançlarının ayakta durduğu sembolik bir kale idi. Düşman, bu duruşun varlığına dahi tahammül edemedi.
Olay Günü, hiçbir uyarı yapılmadan, kahvehane barbarca tarandı. O anın dehşeti, o çelik yağmurunun acımasızlığı, tarih kitaplarında detaylıca yazılmayabilir; ancak fedakârlığın büyüklüğü, saniyelerin içinde saklıdır. Enver Aksın, işte o namluların hedef aldığı yerde, yirmi yıllık ömrünü tereddütsüzce davasına siper etti. Bir an bile düşünmedi, bir adım bile geri atmadı. Kahvehanenin taranması sonucu, mücadelesinin en zirve noktasında, bulunduğu yerde şehit düştü. O, bir pusunun kurbanı değil, inandığı değerler uğruna gözünü kırpmadan ölüme yürüyen bir kahramandı.
ZAFERİN SESSİZ TOPRAĞI
Enver Aksın'ın mücadelesi 15 Eylül 1979 günü sona ermiş olabilir; ancak bıraktığı destan sonsuzdur. O, genç yaşına rağmen, İstanbul’un karmaşasında Kars’ın onurunu ve milliyetçi duruşun namusunu temsil etti. Cenazesi, Gaziosmanpaşa’nın Taşlıtarla Mezarlığında toprağa verildi. Şimdi, bulunduğu o topraklar, yalnızca bir mezarlık değil; 20 yaşında, işçi bir ülkücünün hayatını adadığı vatan sevgisinin ölümsüzlük abidesidir.
"O, bir işçiydi, ancak bu vatanın inşaatında canını harç yapan bir kahramandı. Tarih, Enver Aksın’ın adıyla, 20 yaşında tamamlanmış bir destanı yazdı."