"O, kalemiyle aydınlattığı vatan toprağını, en zorlu günde kanıyla sulamayı da bir namus borcu bildi."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YURDU
Tokat’ın bereketli topraklarında, Zile ilçesinin Boldacı Beldesi’nde, fakir ve alın teriyle geçinen bir çiftçi ailesinin mütevazı ocağında yandı Cafer İnce’nin ilk ışığı. Yokluğa rağmen bilginin peşinden koşmayı bir ülkü edinmişti. Köyünde aldığı ilk eğitimin ardından, Fevzi Çakmak Ortaokulu’nun kapısını aşındırdı. Kaderini değiştirecek olan yolu, girdiği parasız yatılı sınavında kazandığı başarıyla açtı: Gümüşhane Öğretmen Okulu’na giden bu yol, onun sadece bir birey değil, bir milletin aydınlanma meşalesi olacağının ilk müjdesiydi.
BİR MİLLETİN ÖĞRETMENİ
1977 yılı geldiğinde, diplomasıyla birlikte, kalbindeki vatan sevgisini de yanına alarak yola çıktı. İlk görev yeri, Erzurum’un sarp coğrafyası, İspir’di. İki yıl boyunca Anadolu’nun zorlu bir köşesinde bilgiyi yaydı. Ancak gönlü, doğduğu topraklara, Zile’ye çekiyordu. Geri döndü; Sofular köyünde, genç fidanları yetiştirme görevine kaldığı yerden devam etti. Onun için öğretmenlik, sadece bir meslek değil, geleceği inşa etme yeminiydi.
SON VAZİFE VE MİRAS
Toprağına yeni kök salmaya başlamıştı ki, vatanın başka bir cephesinden gelen çağrıya kulak verdi. Kalbindeki sivil adanmışlık, şimdi üniformalı bir göreve dönüşmüştü. Dört ay sonra, vatani görevini ifa etmek üzere, ülkenin en çetin sınav verdiği coğrafyalardan biri olan Mardin ili Gercüş ilçesinin Kırhat köyüne, Askeri Öğretmen olarak gönderildi. Bu ağır sorumluluğu omuzlarken, Zile’de kendisinden geriye kalan en kıymetli mirası alacağının haberini aldı: Henüz yüzünü göremediği, küçücük bir kız çocuğu babası olmuştu. O artık sadece Tokat’ın evladı değil, ülkenin hem öğretmeni, hem askeri, hem de bir babaydı; ancak bu kutlu vazife, evladının sıcak nefesinden çok daha uzakta tamamlanacaktı.
KAN KAYBINDA YİTİRİLEN KAHRAMAN
Takvimler 15 Eylül 1979 gecesini gösteriyordu. Mardin’in karanlığı, hain kurşunların sesiyle yırtıldı. Cafer İnce’nin kaldığı lojman, adanmış bir ruhun sığınağı, alçakça bir saldırının hedefi oldu. Kurşunlar hedefini buldu; o kahraman öğretmen, bedeninde derin yaralarla yere yığıldı. Bu karanlık anda, fedakârlığının son bedelini ödemeye başladı.
Fakat en büyük acı, saldırının kendisi değildi. O, son nefesine kadar hayata tutunmaya çalıştı; ancak bilginin ışığını yayan bu yüce ruha, merhamet eli uzanmadı. Ağır yaralı bedeni, beklediği müdahale yapılmadığı için, yavaş yavaş gücünü yitirdi. Cafer İnce, kurşunların şiddetiyle değil; kanının son damlasına kadar vatan için direndiği o yerde, ilgisizliğin soğuk yüzü ve kan kaybının kaçınılmazlığı karşısında yenik düştü.
GERİDE KALANIN DEĞERİ
Bir milletin geleceğini yetiştiren bir fidan, 15 Eylül 1979’da şehadet şerbetini içerek Mardin toprağına emanet oldu. Cenazesi, doğup büyüdüğü, yemin ettiği topraklara, Zile’ye getirildi ve bu hüzünlü diyarın bağrına defnedildi.
Ancak bu kahramanlığın bedeli, sadece onun genç hayatıyla sınırlı kalmadı. Evladının adanmışlığına ve maruz kaldığı trajediye dayanamayan annesi, yüreğindeki bu tarifsiz acıyla yalnızca bir ay dayanabildi. Şehit Cafer İnce’nin vedası, annesinin de Hakk’ın rahmetine kavuşmasıyla, bir ailenin kaderini vatan uğruna destansı bir hüzünle mühürledi.
"Cafer İnce, sadece bedenini değil, geride bıraktığı anne yüreğini ve doğmamış kızının umutlarını da bu toprakların kurtuluşu için adayan, unutulmaz bir adanmışlık mühürüdür."