"Bazı hayatlar, baharında feda edilmek üzere, yalnızca bir meşale olmak için yaratılır."
YÜREĞİNDEKİ MİLLET SEVDASI: AZİZ ŞAHİN
MANİSA’nın Turgutlu ilçesinde doğan AZİZ ŞAHİN, henüz 17 baharını tamamlamış, delikanlılığının zirvesinde bir Ülkücü neferiydi. O, sadece bir öğrenci değil, ellerinin emeğiyle yoğrulan bir ZENAATKÂR’dı. İmam Hatip Lisesi’ndeki manevi eğitimi ile abisinin yanında çıraklığını yaptığı torna atölyesinin demir tozunu birleştiren bu genç, milletinin maddi ve manevi geleceğini inşa etmeye adanmıştı. Aziz, mahallesindeki diğer gençler gibi, milli ve manevi değerlere sahip çıkmayı bir hayat biçimi olarak benimsemişti. O, sıradan bir hayatın değil, kutlu bir davanın parçasıydı.
ADANMIŞLIĞIN VE KARARLILIĞIN MİRASI
Aziz’in yetiştiği mahalle, komünizmin zulmünden kaçıp bu topraklara sığınmış göçmenlerin yuvasıydı; bu yüzden tehlikenin farkındaydı ve tavrını Ülkücü gençlerden yana koymuştu. Bu adanmışlık ruhu, Büyük Ülkü Derneği 2. Başkanı olan Recep ŞİRVAN ağabeylerinin rehberliğinde şekillenmişti. Ancak 24 Kasım 1976 günü, hain eller, bu kutlu rehberi aralarından aldı. Recep ŞİRVAN’ın şehadeti, ülkücülerin yüreklerini dağlasa da, birbirlerine daha sıkı sarılmalarını sağlayan, kararlılıklarını pekiştiren yakıcı bir yemin olmuştu. Aziz, bu mirası omuzlarken, davasına ne kadar bağlı olduğunu kültürel alanda da gösterdi. Mahallenin havuzlu kahvesinde düzenlenen şiir okuma yarışmasında, milli ruhun en destansı metinlerinden biri olan Arif Nihat ASYA’nın “Fetih Marşı” şiiriyle birinci oldu. O gün, Ülkü Ocakları Başkanı tarafından bir kitapla ödüllendirildi; bu, onun fikri derinliğinin ve sanata olan saygısının bir nişanesiydi.
KADERİN SON YOLCULUĞU: 14 EYLÜL 1979
Tarih 14 Eylül 1979’u gösterdiğinde, Manisa’da hüzünle karışık bir coşku yaşanıyordu; Ülkücü yiğit Demir Kahveci’nin nişan gecesiydi. Aziz, o gece, ailesine karşı son görevini yerine getirmek için bisikletine bindi. Yengesinin hazırladığı taze ekmek hamurunu, tahta hamur teknesinde taşıyarak, pişirilmek üzere Hastane arkasındaki fırına doğru yola çıktı. Bu, sıradan, masum bir erzak taşıma vazifesiydi; ama kader, o gece Aziz için başka bir yol çizmişti. Fırıncıdan ‘bugün ekmek pişirmiyoruz’ cevabını aldığında, en yakın fırına, Alankuyu’da, Berber Demir Kahveci’nin karşısındaki adrese yöneldi. O an, Aziz’in hayatındaki son dönemeç oldu.
O MEŞUM AN VE 17 YILLIK DURUŞ
Karanlık güçlerin militanları, gözlerini Berber Demir Kahveci’ye dikmiş, pusuda bekliyorlardı. Hain saldırı planlanırken, 17 yaşındaki Aziz ŞAHİN, milletin en temel gıdasını, ekmek hamurunu taşıyan bisikletiyle tam da onların karşısına, bir gölge gibi çıkıverdi.
O bir engeldi. Bir tehdit değildi, ama hedefi koruyan bir kalkan gibi duruyordu. Hainler, tereddüt etmeden, henüz baharında olan bu delikanlıya kurşun yağdırmaya başladılar. O an, Aziz düştü; masumiyetin ve fedakarlığın son çığlığıydı bu. Tahta hamur teknesindeki bembeyaz ekmek hamuru, dökülen taze kanla kıpkırmızıya boyandı. Gencecik bir hayatın ateşi, milletin ekmeğine karışarak, kanla mayalanmıştı.
Silah seslerini duyar duymaz kapıya yönelen Demir Kahveci’ye de aynı vahşetle saldırdılar. Aziz’in düşüşü, Demir’e kurşunların ulaşmasından önceki son seddi olmuştu. 17 yaşındaki bir ülkücü, bilmeden, canı pahasına bir hayat kurtarma mücadelesinin en ön safında yerini almıştı.
EBEDİYET YOLCULUĞU
Ertesi gün, 15 Eylül 1979’da, Aziz ŞAHİN ve davasındaş arkadaşı Demir KAHVECİ’nin naaşları, Turgutlu semalarında yankılanan binlerce tekbir sesinin eşliğinde, omuzlarda taşınarak son yolculuklarına uğurlandı. Onlar, vatanın ekmeği için canını feda eden 17 yaşındaki bir kahraman ve onun yiğit dava arkadaşı olarak, bu toprakların kalbine gömüldüler.
"O gün, henüz 17 yaşındaki bir fidan düştü, ama kanı o ekmek hamuruna karışarak, bu milletin geleceğine umut mayası oldu."