"Bazı ruhlar, fırtınanın en şiddetli anında dahi rotayı kaybetmezler. Onlar, geride bıraktıkları izlerle değil, uğruna yürüdükleri zorlu yollarla anılırlar."
I. KİMLİĞİ VE İSTANBUL'A YÜRÜYÜŞ
O, Rize’nin sarp yamaçlarında, Çayeli ilçesinin bereketli topraklarında doğdu. Ancak kaderi, genç bir Ülkücü olarak, ülkesinin en çetin sınavını verdiği yer olan İstanbul’a yazılmıştı. Adı Ahmet Sandıkçı’ydı. Henüz 24 bahar görmüş, bekârlığın verdiği tüm gücü ve adanmışlığı davasına adamış bir yiğitti. Bir göçmen olarak geldiği bu büyük şehirde, sadece kendisi için değil, milleti için de bir varoluş mücadelesi vereceğinin farkındaydı. O, memleketinden aldığı duruşu, İstanbul’un tehlikelerle dolu sokaklarına taşıyan bir dava adamıydı.
II. ADANMIŞLIĞIN YOLU: HALKIN ŞOFÖRÜ
Ahmet Sandıkçı’nın mesleği esnaflıktı. O, Mecidiyeköy ve Topkapı arasındaki kadim yolları, kendine ait minibüsüyle aşındıran bir yol emekçisiydi. Fakat bu güzergâh, onun için sadece bir ticaret yolu değil, milletinin her kesiminden insanı güvenle taşıdığı, namus bildiği bir mevziydi. 1978 yılının o karanlık günlerinde, her minibüs seferi, bir risk, bir kararlılık yemini demekti. O, direksiyon başında, sadece yolcu taşımıyor; adaleti, düzeni ve ülkücü duruşu, İstanbul trafiğinin kalabalığı içinde simgeliyordu.
III. 13 EYLÜL 1978: SON VARDİYA
Tarih, 13 Eylül 1978’i gösterdiğinde, İstanbul’un üzeri siyasi çatışmaların gölgesiyle örtülüydü. Ahmet Sandıkçı’nın o sabah direksiyona geçtiği son vardiya, onun ebediyet yolculuğunun başlangıcı olacaktı. O gün, komünist militanların şiddeti, İstanbul’un Kuştepe semtinde, sıradan bir esnafın cesaretiyle çarpıştı. O, görevini yaparken, vatanını savunurken yakalandı karanlığa. Minibüsünün rotası, aniden şehadetin ateş çemberine döndü.
IV. BİLİNMEYEN AN VE SON SEÇİM
Saldırının detayları, kahramanlığının büyüklüğü karşısında sessiz kalmaktadır. Ancak bilinen şudur ki; Ahmet Sandıkçı, komünist militanların alçakça silahlı saldırısı sonucu şehit düşmüştür. Olay anının perde arkası bilinmez kalsın; önemli olan, onun o son anda verdiği karardır. Minibüsünü bırakıp kaçmayı değil, tehlikeye karşı dimdik durmayı seçtiği kesindir. 24 yaşındaki o genç adam, Kuştepe’nin en kritik anında geri adım atmayarak, esnaf duruşunu milletinin namusuyla birleştirdi ve karanlığın üzerine kararlılıkla yürüdü. O, kendi hayatını değil, savunduğu değerleri kurtardı.
V. RİZE TOPRAĞINDA EBEDİ HUZUR
İstanbul’da destanını yazan Ahmet Sandıkçı’nın naaşı, doğduğu topraklara, Rize’nin Çayeli ilçesine geri döndü. Omuzlarda taşınan kahraman, Şairler Mahallesi’ndeki aile mezarlığında sonsuz huzura kavuştu. O, ülkesine adadığı hayatının bedelini en yüksek mertebeyle ödedi; ancak bıraktığı miras, sadece bir mezar taşı değil, bir milletin vicdanında yanan onurlu bir ateştir.
"O, İstanbul'un kargaşasında verdiği sözü tutmuş, şimdi memleketinin sessizliğinde bayraklaşmıştır. Rize'nin toprağı bir şehit daha kabul etmiştir ki, o toprağın üstündeki her adım, bir vefa borcu olarak hatırlanacaktır."