"Adanmışlığın en yüksek perdesi, sadece siyaset sahnelerinde değil, yüreklere fısıldanan türkülerde yankılanan sesten yükselir."
RUHUNA İŞLENMİŞ KİMLİK VE SESİYLE YAZILAN DESTAN
Adana’nın sarsılmaz toprağında, Karataş İlçesi’nin Kesik Köyü’nde filizlenen bir cesaret öyküsüydü onunki. Mürüvvet Kekilli, 44 yıllık ömrüne hem sanatın inceliğini hem de davanın çelik iradesini sığdırmış bir isimdi. Meslek hayatında elleri ipliğe ve kumaşa dokunan bir terziydi; ancak ruhu ve sesi, milletinin destanlarına adanmış bir Halk Türküleri sanatçısıydı.
O, sadece bir sanatçı değildi; plaklarında, kasetlerinde ve sahne çalışmalarında yankılanan ses, Ülkücü Hareketi’n şölen ve gecelerinde kitlelerin damarlarına ateş zerk eden, onları coşturan bir bilincin sesiydi. O’nun müziği, kuru bir melodi değil, kararlılığın ve inancın gürleyen sesiydi.
ADANMIŞLIĞIN ÇELİK YÜREĞİ
Evli ve beş evlat sahibiydi Mürüvvet Kekilli. O, sadece bir evin direği değil, aynı zamanda hareketin sarsılmaz bir lideriydi. Adana MHP İl Kadınlar Kolu Başkanlığı gibi, en çetin mevzileri temsil eden bir görevi üstlenmişti. Bu göreviyle o, sadece türküleriyle değil, örgütleyici gücüyle de tehditlerin odağına yerleşmiş, karanlığa karşı en ön safta durmayı seçmişti. Beş çocuğunun geleceği için kurduğu yuvayı, milletinin geleceği için attığı her adımda tehlikeye atmaktan çekinmedi.
KARARLILIĞA SIKILAN KURŞUN: O KARANLIK AĞUSTOS GÜNÜ
1980 yılının o kasvetli günlerinde, vatanın sancılı atmosferi en masum mekânlara dahi sirayet ediyordu. O karanlık günler, 16 Ağustos sabahı en acımasız yüzünü gösterdi. Mürüvvet Kekilli, Adana’daki Sucuzade mahallesindeki kendi yuvasında, hayatının kutsal sığınağında haince bir baskınla karşılaştı.
Komünist militanlar tarafından evine düzenlenen bu alçakça saldırıda, cesur yürekli başkan vuruldu. Sesiyle ilham verdiği kitlelerin lideri, kendi yuvasında, kalleş kurşunlarla ağır yaralandı. Bu, sadece bir bedene değil, bir davanın ruhuna sıkılmış bir kurşundu.
SON NEFES, SON MÜCADELE VE EBEDİ HÜKÜM
Mürüvvet Kekilli’nin destanı, vurulduğu an bitmedi; asıl mücadele o gün başladı. Önce Adana Numune Hastanesi’ne, ardından Türkiye’nin kalbi Ankara’ya, Numune Hastanesi’ne nakledildi. Ağustostan Eylüle uzanan süreçte, yattığı hastane yatağı, adeta hayata tutunma kararlılığının son cephesi oldu. O, bedenindeki yaralara rağmen ruhundaki inancı asla kaybetmedi.
Ancak kaderin hükmü kesindi. 12 Eylül 1980’de, aylarca süren direnişin ardından, Ankara Numune Hastanesi’nde şehadet mertebesine erişti. Sanatçı ruhu, terzi elleri, fedakâr anneliği ve yılmaz liderliği ile verdiği son nefes, geride kalanlar için bir emir, bir bayrak oldu.
Naaşı, doğup büyüdüğü topraklara, Adana Karşıyaka Asri Mezarlığı’na defnedilerek, sesinin yankılandığı o mukaddes coğrafyada ebedi istirahatine uğurlandı. Mürüvvet Kekilli, sadece bir biyografi sayfasında değil, 1980 ruhunun en yiğit fedakârlık abideleri arasında yerini aldı.
"O’nun türküleri susturulsa da, beş evlada adanmış yüreği ve davasına olan sadakati, kahramanlığın sonsuz marşı olarak daima çalacaktır."