"Bazılarının hayatı, sadece bir başlangıç ve bir sondan ibaret değildir; onlarınki, bir milletin kaderinin yazıldığı o en çetin günlerde atılan en son ve en asil adımdır."
BİR YÜREĞİN TANIKLIĞI
Kimliği, doğum yeri ya da mesleği kayıtların soğuk satırlarında silikleşmiş olabilir; fakat SALİM TOPAL’ın ruhu, adanmışlığın en yüksek mertebesine ulaşarak tarihe kazınmıştır. O, sıradan bir hayatın temsilcisi değil, davasına gönül vermiş, fırtınanın en şiddetli anında dahi geri adım atmamış bir ülkü neferiydi. Biyografisinin eksik kalan her bir satırı, onun dünya telaşından ne kadar uzaklaştığını ve yalnızca inançlarına ne denli sıkı sarıldığını gösteren birer mühürdür. O, adını sadece şehit olarak anılmak üzere kayıtlara geçiren, kimliği davasıyla bütünleşmiş bir kahramandı.
ORDU’DAKİ SON NÖBET
Anadolu’nun hırçın Karadeniz kıyısında, Ordu toprakları, Salim Topal’ın son direnişine sahne oldu. Tarihin en zorlu günlerinde, siyasi çalkantıların ve kutuplaşmanın doruğa ulaştığı o çileli dönemde, Ordu, onun için sadece bir coğrafya değil, milletin bekası için verilmesi gereken mücadelenin siper hattıydı. Orada, omuzlarına yüklediği sorumluluğun bilinciyle, yaklaşan karanlığa karşı duruşunu asla bozmadı. Ordu’nun dağları ve denizi, onun sarsılmaz imanına şahitlik etti.
12 EYLÜL 1980: KADERİN MÜHÜRLENDİĞİ GÜN
Takvimler, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kritik kırılma noktalarından birini, 12 Eylül 1980’i gösteriyordu. Bu tarih, sadece bir askeri müdahalenin başlangıcı değil, aynı zamanda ülkücü hareketin nice yiğidinin canıyla ödediği ağır bedellerin zirvesiydi. Salim Topal, tam da bu karanlık günün, bu büyük hesaplaşmanın başladığı anda şehadet şerbetini içti. Onun hayatı, bir dönemin bitişi ve bir başka zorlu dönemin başlangıcı arasına sıkışan, saf ve tavizsiz bir fedakârlık destanıdır. O, ülkenin kaderinin yeniden yazıldığı o dehşetli günde, davasının sancağını yere düşürmemek için canını siper etti.
EBEDİ SESSİZLİK VE KAHRAMANIN SON ADIMI
Olay Günü’ne dair detaylar, kahramanın son anları, son mücadelesi veya hangi ateş çemberinin ortasından geçtiği, soğuk devlet kayıtlarında kaybolmuştur. Geriye, tarihin sessizliği ve Ordu semalarında yankılanan bir şehadetin yüce sesi kalmıştır.
İşte bu belirsizlik, Salim Topal’ın kahramanlığını daha da yüceltir. O, neyin beklediğini bilerek, hangi tehlikenin üzerine yürüdüğünün farkında olarak, tüm hesaplaşmaları geride bırakarak son adımını atmıştır. Ne tanıklar ne de yazılı kayıtlar, onun o son anındaki cesaretini, dudaklarından dökülen son yeminini anlatabilir. Bu büyük boşluk, kurguyla doldurulamaz, sadece hissedilebilir: O, adını, mesleğini, doğum yerini değil; yalnızca inancını yanına alarak ölümsüzlüğe yürüdü. Bilinmeyen, kahramanın, davasının uğruna verdiği mücadelenin büyüklüğünün bir nişanesidir.
"Tarih, sadece yazılanları değil, o büyük karanlıkta hangi asil ruhların sessizce yitip gittiğini de hatırlar. Salim Topal, 12 Eylül'ün unutulmayan yeminidir."