"Bazı ömürler takvim yapraklarıyla değil, uğruna yürünen davanın ağırlığı ve ateşiyle ölçülür."
PALU’DAN DOĞAN ADANMIŞLIK YEMİNİ
Elazığ topraklarının kutsal bir parçası olan Palu ilçesi, 1937 yılında bir yiğidi dünyaya armağan etti: Yasin Uçar. Henüz 41 yaşında, hayatının ve davasının zirvesindeyken, ailesinin ve milletinin geleceği için çırpınan bir ruhtu o. Evliydi, iki evladının geleceğine ışık tutan bir babaydı. Mobilya dükkânında, alın teriyle rızkını kazanırken, esnaflığın bereketini ve onurunu taşıyordu. O, sadece evine değil, çevresindeki herkese de bir dayanak, bir ekmek kapısıydı.
MÜCADELENİN YÜREĞİ: REİS VE HALK BABASI
Yasin Uçar’ın mücadelesi, ticari hayatının gölgesinde kalmadı; tam aksine, bu memleketin vicdanına adanmıştı. Elazığ’daki ülkücü davanın kuruluşunda ve yükselişinde, cesareti ve kararlılığı ile öncülerden biriydi. MHP Merkez İlçe teşkilatının 2. Başkanlık gibi kritik bir görevini yürütüyor, aynı zamanda Encümen üyeliği sorumluluğuyla halkına hizmet ediyordu.
Fakat onun asıl unvanı, makamlarda yazılı değildi. O, darda kalan herkesin sığındığı, eli açık, gönlü zengin bir 'Fakir Fukara Babası'ydı. Çevresi, onun sarsılmaz dürüstlüğü ve sevgisi sayesinde genişlemiş, kurucuları arasında yer aldığı Ülkücü Gençler Derneği (ÜGD) ile de gençliğin pusulası olmuştu. O, Elazığ’da sadece bir hareketin değil, bir umudun meşalesiydi. Bu sarsılmaz duruşu, onu karanlık zihinlerin hedef tahtasına oturtuyordu.
ZORLU SABAHIN ŞAFAK SÖKÜMÜ
Takvimler 12 Eylül 1978 sabahını gösteriyordu. Hava aydınlanırken, saatler 07.30’a yaklaştığında, Yasin Uçar her zamanki gibi günlük mesaisine başlamak üzereydi. Gözünde ne bir korku ne bir tereddüt vardı. O, sadece ailesinin ve davasının ekmek teknesini, mobilya dükkânını açmak için yola çıkmıştı. Bu sıradan eylem, o gün onun son görevi olacaktı.
ON ALTI KURŞUNLA YAZILAN DESTAN
Yasin Uçar, dükkânına doğru ilerlerken, körleşmiş bir nefretin gölgeleri yollarını kesti. Gözü dönmüş devrimci solcu-komünist militanlar, pusuda bekleyen alçaklığın sembolüydü. Onlar, Yasin Uçar’ın temsil ettiği düzeni, imanı ve aydınlığı susturmak istiyorlardı.
Silahlar patladı. O mübarek gövdeye tam on altı kurşun isabet etti. Her kurşun, sadece bir eti değil, o davanın geleceğini hedef alıyordu. Ancak zalimlerin bilmediği bir şey vardı: Bir kahraman kurşunlarla düştüğünde, bedeni toprak olurken ruhu bir destana dönüşür. Yasin Uçar, aldığı kurşun yaralarının neticesinde o zorlu sabaha şehadetinin mührünü vurdu. Bir esnafın, bir babanın, bir liderin son nefesi, Elazığ semalarında bir mücadele yeminine dönüştü.
"Yasin Uçar, o sabah düştüğü yerde bir esnaf dükkanını değil, milletinin vicdanına sonsuzluğa uzanan bir sancağı açmıştır."