"İman çelikten bir zırh gibi kuşanılmışsa, hiçbir tehdit geri adım attıramaz; çünkü bedel, sadece bir hayat demektir."
ANADOLU’NUN EVLADI: RIZIK VE İDEAL UĞRUNA
Adı Erhan Tekel’di. Bu vatanın has evladı, bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü Şehit. Kader onu Amasya topraklarından alıp, rızkının peşinden koştuğu kadim şehir İstanbul’a savurmuştu. Henüz 26 yaşındaydı; hayatının baharında, omuzlarında evliliğin ve iki küçük çocuğun kutsal sorumluluğunu taşıyordu.
Erhan Tekel, hayatını alnının teriyle kazanan bir işçiydi. Cibali Sigara Fabrikası’nın dumanlı koridorları onun ekmek kapısıydı. Ancak o, sadece bir işçi değildi; Bayrampaşa’daki yuvasından çıkıp fabrikaya her adım attığında, yüreğinde taşıdığı büyük bir davanın onurunu da taşıyordu.
MAVİ YAKALILARIN BAYRAĞI: SARSILMAZ DURUŞ
Erhan Tekel, inancını sadece kalbinde saklamadı; onu fiiliyata döktü. Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (MİSK) Fatih Şubesi’nin yılmaz bir üyesiydi ve çalıştığı fabrikada bu büyük davanın temsilcisiydi. O, emeğin hakkını savunurken, aynı zamanda milli duruşun da simgesiydi. Onun varlığı, işçi sınıfı içinde milli bilincin güçlü bir sancağı olarak dalgalanıyordu; bu duruşu, kendisini tehditlerin hedefi haline getireceğini bilmesine rağmen asla taviz vermediği bir adanmışlıktı.
18 NİSAN 1978: SON MESAİ
Tarihler 18 Nisan 1978’i gösterdiğinde, İstanbul karanlık ve fırtınalı günlerinden birini yaşıyordu. Erhan Tekel, mesaisinin bitiş düdüğüyle birlikte, koca yüreğinde ailesine kavuşmanın heyecanıyla Cibali Sigara Fabrikası’nın kapısından dışarı adımını attı. O, yorgunluğunu geride bırakıp evine, çocuklarına koşarken, fabrikanın önünde puslu bir bekleyiş vardı.
O an, sıradan bir iş çıkışı anı olmaktan çıkıp, tarihin acımasız bir sınavına dönüştü.
ŞEHADETE YÜRÜYÜŞ: ONURLU REDDEDİŞ
Fabrikanın hemen önünde, karşı cepheden, Devrimci Sendikalar Konfederasyonu (DİSK) mensubu militanlar propaganda yapmaktaydı. Karanlık eller, o an Erhan Tekel’in önüne bir bildiri uzattılar. Bu, sadece bir kağıt parçası değil, inancından, davasından ve bağlı olduğu yoldan dönmesi için yapılan zillet dolu bir teklifti.
Erhan Tekel, evine, çocuklarına gitme arzusuyla doluydu; ancak bir Ülkücünün duruşu her türlü korkudan üstündür. O kağıdı, o teklifi kararlılıkla, sarsılmaz bir imanla geri çevirdi. Gözlerinde ne bir tereddüt ne de bir korku vardı; sadece davasına olan mutlak sadakat parlıyordu.
Bu onurlu reddediş, canilerin kinini ateşledi.
Zira onlar, bir işçinin inancından geri adım atmayacağını kabullenemezlerdi. Duruşu karşısında çaresiz kalan alçaklar, namertçe silahlarını çektiler. Erhan Tekel, fabrikasının kapısından birkaç adım ötede, ailesine ve sevdiklerine ulaşamadan, inancını satmayı reddettiği için kurşunlanarak şehit edildi.
ERHAN TEKEL: EBEDİYETİN 26 YILLIK NİŞANI
Erhan Tekel, henüz 26 yaşında, iki çocuğunu yetim bırakarak şehadet şerbetini içti. O gün, Cibali Sigara Fabrikası’nın önü, sadece bir işçinin düştüğü yer değil; bir kahramanın, ekmeği ve inancı arasında seçim yapması istendiğinde, inancını hayatının önüne koyduğu destansı bir direnişin mekanı oldu.
O, rızkını ararken, ruhunu teslim etmeyi reddetti.
"O gün, ekmek kavgası veren bir işçi, inancının bayrağını yere düşürmemeyi seçti ve adını, destanların unutulmaz sayfasına yazdırdı."