"Bazı ruhlar, yeryüzüne sadece kısa ama ebedi bir iz bırakmak için gönderilir."
GENÇLİĞİN YEMİNİ
Takvimler 1964 yılını gösterdiğinde, bu kutlu topraklara bir kahraman adayı doğmuştu: Ömer Yıldız. Henüz on altı yaşındaydı. Mesleği veya doğum yeri kayıt defterlerinde kayıp olabilir; lakin onun duruşu, gençliğinin baharında üstlendiği ağır sorumlulukta saklıydı. O, yürüdüğü yolun adanmışlığın yolu olduğunu çok erken öğrenmiş, yüreğini inancına siper etmişti.
YOLDAŞLAR VE ORDU'NUN KIYISI
Ömer Yıldız, Ordu topraklarında, Ilıca Sarmaşık köyünden çıkmıştı. O, sadece kendi kaderini değil, aynı zamanda o zorlu dönemin kaderini de omuzluyordu. Akkuş köyünden Mehmet Ali Bilgili ve Sinop Erfelek ilçesinden gelen, kutsal bilginin rehberi olan KUR'AN Hocası Mehmet Göl ile aynı iman davasında birleşmişlerdi. Bilgileri eksik olsa da, cesaretleri tamdı. Üç yürek, o karanlık Eylül sabahında, Ordu’nun tehdit altındaki kıyılarında birlikte yola çıkmıştı.
KARA 11 EYLÜL
Fedakârlığın yazılacağı o gün, 11 Eylül 1980'di. Tarih, bu genç kahramanın son nefesini nerede vereceğini Fatsa'da işaretlemişti. Onlar, ne bir savaş cephesinde ne de bir meydan muharebesinde yürüyorlardı; onlar, sadece vatanın huzuruna giden bir yolda ilerliyorlardı. Ancak o dönem, bu yolculuk bile can pahasına bir duruş gerektiriyordu.
TINDIR DEĞİRMENİNDE SON DURUŞ
Vasıta, Fatsa Ilıca Tıngır Değirmeni mevkinde durduruldu. Bu, alçakça bir pusu, hain bir tuzaktı. Dev-Yol militanı Şükrü Duran tarafından yolları kesildi. Ömer Yıldız ve yoldaşları, C. Yakan ve ölü militan Kemal Özdemir’in azmettirmesiyle hareket eden S. Akyazı, Ali Işık ve Kamil Genç’in namlularından çıkan kurşun fırtınasına hedef oldular. Geri adım atmadılar. O vasıtanın içinde, vatan ve inanç uğruna duruşlarından vazgeçmeyerek şehadete yürüdüler. Ömer Yıldız, sadece on altı yaşında, yiğitliğin en yüksek mertebesine ulaşarak tarihe kazındı.
HATİCE ANANIN VEDASI
Ancak bu destanın acısı, sadece şehitlerin kaybıyla sınırlı değildi. Ömer Yıldız’ın annesi, Hatice Yıldız, evladının bu trajik şehadetine tanık oldu. Bir annenin, oğlunun fedakarlığını bu denli yakından görmesinin tarifsiz ağırlığı, onun omuzlarına çöktü. Hatice Ana, bu dayanılmaz acının yükünü birkaç sene boyunca kalbinde taşıdı ve nihayet bu dünyadan göç ederek, bir kahraman annesi olarak oğlunun yanına kavuştu.
"1980'in 11 Eylül'ünde, 16 yaşındaki bir fidan toprağa düştü; ancak gölgesi vatanın üzerinde ebedi bir sancağa dönüştü."