"Bazı hayatlar mürekkeple değil, ateşle yazılır. İsmail Olgaç’ın hayatı, milletine verdiği sözün en yakıcı yeminidir."
KİMLİĞİ VE KARARLILIKLA YÜKLENDİĞİ GÖREV
Yıl 1978. Vatan toprağının zorlu ve fırtınalı günlerinde, Elazığ’da bir ülkücü direnişin adanmış neferi yükseliyordu: İsmail Olgaç. O, sadece bir genç, bir YAYKUR öğrencisiydi; ama sırtında taşıdığı büyük davanın yükü, onu gecenin sessiz ve yorucu mesailerine itmişti. Gündüz dersliklerde ilim peşinde koşan bu yiğit, geceleri direksiyonun başına geçiyor, taksi şoförlüğü yaparak hem hayatını kazanıyor hem de idealist duruşundan taviz vermiyordu. Onun her mesaisi, karanlık odakların kol gezdiği sokaklarda davasına sessiz bir adanmışlık yeminiydi.
ELAZIĞ'IN KARANLIK EYLÜL GECESİ
11 Eylül 1978, sadece bir taksi şoförünün değil, bir ülkenin makûs talihinin de yazıldığı o karanlık gece oldu. Elazığ, kendi evladının canına kast eden bir ihanet planına sahne oluyordu. Gecenin bir vakti, Tunceliler Garajı civarında, İsmail’in taksisine iki alçak bindi. Bunlar, vicdanlarını kiraya vermiş iki DEVSOL’cu katildi; biri araba tamircisi kılığında, ustalıkla hazırlanmış bir yalanın figüranıydı. Arabalarının arızalandığını söyleyerek, genç şoförün iyiliğini ve mesleki sorumluluğunu bir pusuya dönüştürdüler.
SON DURAK: HAİNLİK VE ÇAPRAZ ATEŞ
İsmail, ekmek parasının peşinde, masum müşterilerini belirlenen yere götürdü. Ancak o yere vardıklarında, basit bir arıza giderme değil, hain bir infaz bekliyordu onu. Araçtan inen iki katil, karanlıkta bekleyen 9 kişiye işaret verdi. Bir anda İsmail Olgaç, kendisini 11 kişilik bir ölüm çemberinin ortasında buldu. Bu, ne bir çatışmaydı ne de eşit bir kavga. Bu, bir yiğide karşı organize edilmiş, çapraz ateşle desteklenmiş bir kalleşlikti.
İsmail Olgaç, doğup büyüdüğü toprakların kalbinde, Elazığ’da, sayıca on bir kat fazla olan düşmanının namlusunun ucunda düştü. O, son anında bile hangi karanlık güce direndiğinin farkındaydı. Kurşunlar bedenine saplanırken bile, geride bıraktığı destansı duruş, gelecek nesillere kahramanlığın en acı ve en onurlu dersi olarak kazındı.
MÜCADELE VE UNUTULMAZ MİRAS
İsmail Olgaç’ı şehit eden 11 kişi, Elazığ sıkıyönetim mahkemesinde yargılandı, suçlarını itiraf ettiler. Bu itiraflar, onun ne denli büyük bir tehdide karşı tek başına durduğunu kanıtladı. Ancak adalet, bu kahramanlık destanına yakışır bir sonla tecelli etmedi. 1983 yılında, katiller Elazığ Kapalı Cezaevinden tünel kazarak kaçtılar.
Bu kaçaklar arasında, daha sonra PKK’nın aktif ve karanlık elemanları olarak boy gösteren Gavur Ali lakaplı Ali Akgün, Cihan Yıldırım ve Celalettin Can gibi isimler vardı. İsmail Olgaç, sadece o karanlık Eylülde kendi canını değil, gelecekte vatanın bekasına kast edecek örgütlü kötülüğün lider kadrolarıyla karşı karşıya gelmişti. Onun fedakârlığı, basit bir cinayet değil, milletin geleceği için ödenmiş erken bir bedeldi.
"Ve 11 Eylül 1978, sadece bir tarih değil, bir kahramanın karanlığa karşı tek başına yaktığı sönmez bir meşale olarak tarihe kazındı. O, isimsiz bir taksi şoförü olarak yola çıktı; ama vatanın kalbine adını, Şehit İsmail Olgaç olarak yazdırdı."