"On dokuz yıl, bir ömrün değil, bir sancağın ömrüdür. Bilal Akbel, en yüce değerler için gençliğini feda edenlerin destanına adını yazdırdı."
KİMLİĞİ VE YÜKSELİŞİ
Afyon’un mütevazı Dağlat Köyü’nde, 1960 yılında, kısa ama anlamlı bir hayata adım attı. Adı BİLAL AKBEL. Kader, ailesini Eskişehir’e taşıdığında, henüz gencecik bir delikanlıydı ve Fevzi Çakmak Mahallesi’nin sokakları onun mücadele alanı olacaktı. Hayatının henüz baharında, sadece on dokuz yaşındayken, davasına adanmış bir ülkü eri olarak tanındı.
DİRENİŞİN SANCAĞI
Bilal’in ruhu, daha ortaokul yıllarında kutlu davanın çağrısına kulak vermişti. O, sadece bir öğrenci değildi; Motor Lisesi’nin koridorlarında davasının cesur sesi, direnişin sancağıydı. Okuldaki baskılara, tehditlere boyun eğmektense, inandığı yolda dik durmayı seçti. Bu karşı duruşun bedelini ağır ödedi; Eskişehir’den sürgün edildi, ancak Erzurum’da tamamladığı eğitimi, onun kararlılığını daha da çelikleştirdi. Geri döndüğünde, Fevzi Çakmak mahallesinin “Oba Başkanı” olarak, gençliğin ve ideallerin en ön cephesindeki yerini almıştı.
NAMUS VE DEĞERLER UĞRUNA SÖZ SAVAŞI
Takvimler 14 Temmuz 1979’u gösteriyordu. O gün, sıradan bir sokak karşılaşması, bir kahramanlık destanının başlangıcı oldu. Ülkü Ocakları Eskişehir Şubesi Başkan Yardımcısı ile birlikte mahallede dolaşırken, vatan ve millet sevgisinin zıddında duran, Fikret isimli komünist bir solcuyla karşılaştılar. Söz önce tartışmaya, sonra onur kavgasına dönüştü. Mesele kişisel değildi; düşman, mücadelenin tüm sınırlarını aşarak, Bilal’in ve milletinin en kutsal gördüğü manevi değerlere dil uzatmaya cüret etti.
İşte o an, Bilal Akbel’in yüreği, inancının son kalesini savunmak için ayağa kalktı. Hakaretin ağırlığı altında ezilmektense, şerefini korumayı seçti. Tartışmanın bedelini ödemekten korkan hain, kaçmaya yeltendi. Bilal ise, vicdanının sesiyle onu kovaladı; adaletin peşini bırakmayacağını gösteriyordu.
KORKAKLIĞIN TUZAĞI VE KAHRAMANIN VURULUŞU
Kaçak katil, sığındığı bir evden elinde silahla geri çıktı. Silahı olmayan, sadece imanı ve onuruyla yürüyen on dokuz yaşındaki gence, en alçakça yöntemle pusu kuruldu. Hain ve korkak kurşunlar, Ülküdaşımızın bedenine tam beş kez isabet etti.
O kara günde, Bilal’in bedeni ağır yaralar almıştı. Ancak ruhu teslim olmadı. Beş kurşunla yere yığılan bir kahraman, hastaneye kaldırıldı; bu, onun son ve en zorlu direnişinin başladığı siperdi.
İKİ AYLIK SON MÜCADELE VE EBEDİ ZAFER
Hastanenin yoğun bakım ünitesi, Bilal için tam iki ay süren bir çile, bir direniş meydanı oldu. İlk ameliyatta dört kurşun çıkarıldı, ancak bedeni bir yandan da içeriden ihanete uğramış gibiydi; bağırsağının yanlış dikildiği anlaşıldı. Tekrar ameliyat masasına yatırıldı, bir kurşun daha çıkarıldı, yaraları düzeltildi.
O, inatla hayata tutundu, tıpkı ideallerine tutunduğu gibi. Ancak, 14 Temmuz’da başlayan bu çetin muharebe, gencecik bedenin gücünü aştı. Yaklaşık iki ay süren, acı ve fedakârlıkla dolu bir direnişin ardından, daha fazla dayanamadı.
10 EYLÜL 1979 günü, Eskişehir’de, inancının bedelini canıyla ödeyerek, hayata gözlerini yumdu.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Bilal Akbel, on dokuzluk ömrünü, milletinin manevi değerlerine kalkan yaparak tamamladı. O, kurşunların yağmuruna rağmen geri adım atmayan, onur için hayatını ortaya koyan bir yiğit olarak tarihe geçti. İki ay süren hastane mücadelesi, sadece tıbbi bir vaka değil, ruhun bedene son direniş emriydi.
"Bilal Akbel, gençliğinin baharında, hakikatin uğruna yürüdüğü yolda şehadetin mührünü vurdu. Onun on dokuz yıllık destanı, inananlar için bir meşale olarak yanmaya devam edecektir."